6 Ağustos 2012 Pazartesi

Ayşe sattın bana, umarım satarken bölünüp bir kısmı sana yapışmamıştır. nefes alamıyorum. kanepede uyuyakalırsın, rüyanda hep bir şekilde yatak odasından battaniye aldığını görürsün. milyon kere. ama kalkıp almadığın için, alamadığın için, o gücü kendinde göremediğin için, ayılamadığın için üşür kalırsın, fakat battaniyeyi de alma fikrinden kurtulamazsın. çok olgun bir arkadaşımın mutsuzluk tarifiydi bu. bir kere daha bunun üzerine bir tarif duymadığımı belirrtirim. ayşe sattın bana.
uzun zaman önce yeni evlenmiştim. her yeni evli gibi, kafamı boynuma kadar çamura sokmuş hissettim uzun zaman. muhtemelen zevcim de öyle hissetti. şu an bir sürü boşanan arkadaşım var. boşanabilirler tabii. sorun o değil. bana bakıp, eşime bakıp, evime bakıp, çocuklarıma bakıp diyorlar ki:"Bak sen şanslısın, eşin şöyle iyi, hiç sana bunu dedi mi, böyle yaptı mı, eşinin annesi sana şunları yaptırmaya çalıştı mı, böyle maddi sıkıntılar çektin mi" ben de ebenin körü diyemiyorum onlara, üzüntülüler, çatacak biri lazım. yukarı tükürse sakal aşağısı bıyık. boşver bana tükürsün. halbuki her yeni evliye eşi o şeyleri demiş eş anneleri o gıcıklıkları yapmıştır. ve benle zevcim de bir hayli işsiz zaman geçirmişizdir. boşanma lafı bir zamanlar merhabadan çok söylenmiştir evde. kapılar sıkça çarpılmış, sinir krizleri yaşanmış,"ulan çekip gideceğim görecek"ler defaatle denmiş, neyseki hayata geçirilmemiştir. ilk yedi yılın ardından karşılıklı olarak birbirimizden beklentilerimiz, birbirimizi değiştirme çabalarımız azalmaya başlamıştır. elin adamı elin kadını olmaktan çıkmaya adım atmışızdır. halbuki yeni evlenenler, yeni boşananlar bunun ben de ve benim gibilerinde "hep var" olduklarını zannediyor.onlara birinin bunu söylemesi lazım. neden biliyo musunuz? çoğu boşanınca pişman oluyor.boşanırken "yeni bir hayat" diyor hepsi, ve o yeni hayat, yani boşanmanın ardından geçen ilk beş yıl, boşanmayı sorgulamakla geçiyor. kızlar sorgulayıp dursun, erkekler yeniden evlenebiliyorlar o arada.amma saçma yazım değil mi? her şey bir saçma oldu zaten. bimden aldığım yumurtalarda hiç sarı yok neredeyse. hepten beyaz çıkıyor.

31 Temmuz 2012 Salı

varlık iddia edilmezken varlıklılık nasıl olsun? varlığım varlığına armağan olsun!

derdim Ayşe. eskiden de derdim, yine derim, Ayşe.

sözlerim bitecek, konuşmayı unutuvericem birden korkularıyla doluyorum. bir telefon kadar uzak değilim ben ona. çok yakınım. kuzum bana ne oluyor ki, konuşamayacağımdan korkarken sonra bir anda, mermer dar bir koridorda, yeşil parmaklıklı bir camda buluyorum kendimi, hem de ne geveze. başımdan atıveriyorum Ayşe'yi, senin Ayşe'n o diyorum, bırakma elini.

bunun üzerinden kırk saat geçmedi. belki dört saat geçti.

27 Temmuz 2012 Cuma

bugün rahat bi 40 derece vardı. ayrıca hala çok mutusuzum. kimse de beni sevmiyor. ergenim yani. gidiyim balkona bi sigara daha içeyim. belki geçer. sıcak başıma. vay başıma. insan kendisini tümünü seç, sil yapabilse negzel olurdu a dostlar? intihar nasıl ediyorlar ya? onu hiç anlamıyorum. bende böyle bi çantamı alıp çekip gitmek isteği uyanıyor genelde. bi de saçlarımı kesmek. önce saçlarımı kesmek sonra çantamı alıp gitmek. ama bunları yapamıyorum. çocuklarım var. saçımı bile kesmemden hoşlanmıyorlar, nasıl gidyim çantamı alıp. çantayı almak çok önemli.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

mutsuzlaştıkça çirkinleşiyorum.

kim bilir?

iyilik yapıyoruz, denize atıyoruz. balık için mi? Hâlık için mi? bir ihtimal daha var. o çok fena.

22 Temmuz 2012 Pazar