'sen de insan mısın? hayvan!' desem, hakaret olur.
'sen de hayvan mısın? insan!' desem ikaz.
bir birini bir diğerini söyleyip duruyorum kendime. hiçbir işe yaramıyor.
30 Ekim 2010 Cumartesi
28 Ekim 2010 Perşembe
kafa ütüleyici
dilimin ne kadar yamuk olduğunu fark ettiğimde altı aylık gelindim ve kocamın memleketinden dönüyorduk. uzun bir ayrılığın ardından -ki dört gündür sınırım, geçince özlemeye başlarım- istanbul'a dönüyor olmanın neş'esiyle her zamankinden fazla -hayır bu olmadı- çok fazla konuşuyordum. bir zaman sonra daha memleket sınırlarından çıkmadığımız halde kocamın her zamanki gibi sarih bir istanbul lehçesiyle konuştuğunu sarsılarak fark ettim. sarsıldım çünkü konuşuyor işte'den sarih bir istanbul lehçesi'ne geçen tanımlamanın fonunda benim il sınırları içinde bulunduğumuz memleketin lehçesiyle konuşuyor olmuşluğum duruyordu ulu orta.
diyeceğim o ki iki gündür italyan ve isviçre'li arkadaşlarımla mesai yapıyorum. hayır, onlar için türkçeyi güzel konuştukları rahatlıkla söylenebilir ama benim için, evet denemez.
diyeceğim o ki iki gündür italyan ve isviçre'li arkadaşlarımla mesai yapıyorum. hayır, onlar için türkçeyi güzel konuştukları rahatlıkla söylenebilir ama benim için, evet denemez.
27 Ekim 2010 Çarşamba
insan kokusu
insanları özledim. birilerine saatin kaç olduğunu sormayı, oradan buradan sohbet etmeyi, yürümeyi, gülerek kalabalık ortamda çay içmeyi, akşam misafirliklerini, kelimeleri... Ufak çocuğun insanı eve zımbaladığını unutmuşum. İşin merhametli tarafı zevcim de bize kıyamadığı için çevre edinmiyor. bir ara sürekli davet edildiği sohbetlere, gece buluşmalarına iştirak etmediği için artık davet de gelmiyor. Çocuk büyütürken zaptu rapt altına almayı da bilemediğimiz için eve kapanıyoruz böyle işte. Geçen gün karşı komşum doğum yapınca ha bir gayret deyip Latif'i alıp hayırlı olsuna geçtim. yirmi dakika da o güzelim yeni gelin evi yirmi kez veledim tarafından karıştırılıp kurcalandı. biblolar vitrinler orta sehpa süsleri... çıplak ve güzel evime zor attık kendimizi. camdan bakıp insanları seyrediyorum ben de. ne güzeller maşallah
26 Ekim 2010 Salı
fena halde paylaşmak
(cebimde bir sürü şiir birikti, bazen onları bloğa salsam, dolaşsalar, olur di mi)
sobanın üzerinde eriyor başarısız polis
arabanın torpido gözünde saklıyor askerde yediği dayağı
hakem düdüğü çalınca televizyonun camını kırıp stada atlayan
dört oğlu var
paraşütle iniyor salona misafirler
çay bardaklarının içine sıkıştırıyor karısı onları
telefon çalıyor: “üç sene önceden arıyorlar baba” , “yok de”
masrafları kısıp bir türkü almak istiyor ne zamandır
halıya bir sürü kavga dökülmüş elektrik süpürgesini açıyor
başarısız polisin yüzüyle arası beş dakika
yürüyerek gidiyor
sobanın üzerinde eriyor başarısız polis
arabanın torpido gözünde saklıyor askerde yediği dayağı
hakem düdüğü çalınca televizyonun camını kırıp stada atlayan
dört oğlu var
paraşütle iniyor salona misafirler
çay bardaklarının içine sıkıştırıyor karısı onları
telefon çalıyor: “üç sene önceden arıyorlar baba” , “yok de”
masrafları kısıp bir türkü almak istiyor ne zamandır
halıya bir sürü kavga dökülmüş elektrik süpürgesini açıyor
başarısız polisin yüzüyle arası beş dakika
yürüyerek gidiyor
25 Ekim 2010 Pazartesi
ağzın bal yesin hakan abi!
az önce yenişafak'ta kendisiyle yapılmış röportajı okurken hakan albayrak'a olan saygım ve muhabbetim daha da arttı. kendisine fethullah gülen hocaefendi ve cemaatle ilgili eleştiri yaparken "çok radikal" şeyler söylemiyor oluşunun, uslubunu yumuşatmasının nedeni sorulduğunda cevabına şöyle başlamış:
"-seviyorum."
ümmete böyle kalp lazım. cevabın gerisini okumadım bile. severek başlayınca sonunun nereye gideceği belli..
israile duymadığı kini fethullah hoca cemaatine duyan adamlar var. burada hatalı bulmaktan, kınamaktan, düzelmesini istemekten filan söz etmiyorum. nefret ediyor adam yahu. biz birbirimize "öteki" çekerken birileri cümlemize giydiriyor.
Allah bize merhamet eylesin; birbirimize karşı her şart altında muhabbetimizi daim ziyade etsin. hiçbir zaman kardeşlik yakınlığı duymadığı müslüman gruplara, en ufak bir hatalarını gördüğünde savaş açanlardan olmayalım inşallah.
yazının devamını okumak üzere blogger'dan çıkıp yenişafak'a geri döneyim şimdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)