30 Mayıs 2009 Cumartesi

Elif Şafak'ın dilini bulan getirsin

son kitabı Aşkı okuyorum, herkes tasavvufu yalnış anlamış, yalnış şeyler yazmış diyor. haklı olabilirler. gerçi kadın benim yazdıklarım doğrudur demiyor ki. sadece kafamdakini yazdım diyor. Aslında niyeti iyi gibi. yine de yalnış yazmış sanki. neyse. ben ona üzülmedim. ben elif şafak dilini kaybettiği için üzüldüm. ilkokul çocuğu gibi metni kaleme almış. bu ne basitlik? şu siyah sütte de böyle bir kıvam vardı. ama o kitap otobiyografik bir metin olduğundan belki bilerek bu dili tercih etmiştir demiştim. yanılmışım. hatuna çocuk yaramadı. halbuki çocuk insana yarar. bana iki oğlum da pek yaradı mesela. çok şükür. ya bu kız neden böyle berbat yazıyor ya. canım sıkıldı. of be

28 Mayıs 2009 Perşembe

şimdi benim adım n'olur n'olmaz bu işler artık bana inan ki koymaz

vampir severim. vampirin iyisi kötüsü olmaz. bir vampir filmi varsa kim çekmiş kim oynamış nerde kaç puan almış ödüllü mü filan demem seyrederim. dün de ettim. memnun kaldım. aslında saçma tabi, iyi kalpli bir vampir ailesine mensup liseli vampirin sınıf arkadaşına aşık olması filan. ısırmalara kıyamaması.. olsun. (twilight bahsi geçen)ondan önceki gün de "güneşin oğlu"nu seyrettim. filmde merdiven şiir dergisini de oynatmışlar. bir de murat menteş'ten hayır hayır krakerleri alıntısı var. ben onu ne zaman nerede dinlemiştim daha önce hatırlayamadım bir türlü. ama kendi sesinden dinlediğime çok eminim. o film de fena değildi. şimdi ben haluk bilginer'in oyunculuğunu çok başarılı buluyorum desem çok salakça olur. bazen ben kimim ki onu takdir edecek şeklinde vazgeçiyorum. sadece haluk bilginer'le olmuyor bu tabi. başkalarıyla oluyor. başka şeylerle. gene de içten içe çok beğeniyorum. hayran olduğum şeyler de var. çoğunu söylemiyorum.
ülker yeni bir meyve suyu üretmiş. şaka gibi: "içim karışık".

bir aydır çantamda gezen gizliajans'ı hala okumadım. bu hiç bir şey demek değil midir matilda?

bazı halıları kaldırdım. gidiyoruz.

24 Nisan 2009 Cuma

mevzu ile konu arasında fark varmış. konu, mevzuyu anlatmak içinmiş. mevzu soyut olurmuş. konularla somutlaştırılarak anlatılırmış.

21 Nisan 2009 Salı

Ayşe teyze aşktan öldü

Ben küçük bir kızken evimize bir yetmiş beş boylarında, iri yarı, pardesüsünü omuzlarına atarak giyen bir Ayşe Teyze gelirdi. Dehşet bir kadındı. Çok gülerdi. Her gelişinde hediye gibi evindeki çocuklardan da bir kaç tane getirirdi. sanırım altı çocuğu vardı. beşi kız. bir sürü kız çocuk.Biz onlara hiç gitmezdik. çünkü evde babadan kalan devasa parayı tüketen bir alkolik kocası vardı. Sürekli içiyor, sürekli tevbe ediyor, sürekli yeniden içiyordu. Sızıyordu. Çalışmazdı. Çocuklarıyla ilgilenmezdi. Ayşe teyzenin yanında endamı ufak tefek olduğundan önce evladı gibi dururdu sonra da kırışıklıklar yapışmış yüzü fark edilir adam oğuldan kadının kocalığına hatta abiliğine terfi ederdi.
Ben bizim eve sık sık gelen bu kadının bir kere kocasından dert yandığını görmedim. Gamsız mıydı ? biraz. ama bunun dışında fevkaalade aşıktı. İnsan kocasına daha doğrusu böyle çizgide bir kocaya nasıl aşık olur bilmem. Dört beş yaşlarında olmama rağmen kadının aşkını anlıyordum. benim tathlil ettiğim gerçeği bile görmekten acizdi çünkü.. adamın içkiye her tövbe edişinde sanki bu karar muciizeymiş bir daha elini içkiye süremezmiş gibi anlatıyordu bize. halbuki annem de ben de bunun on, on beş, en fazla bir ay gideceğini biliyorduk. Annem bir şey söylemezdi, gülümserdi, başka konulara geçmeye çalışırdı. Lakin kadın ciddiye alınmak ister, bu müjdeyi gerçekten paylaşmak ister, yorulana kadar anlatmak anlamak anlatmak isterdi.
erkenden öldü. ben ilkokula başlamamıştım henüz. ona kimse inanmadığı için mi nedir, kızdı ölüverdi sanki. İşin tuhaf yanı kocası onun vefatından sonra içkiye ettiği tövbeyi bozmadı. güzel bir yaşlılık geçirdi evlatlarıyla. Çocukların hepsi de acayip vefalı çıktılar haklarını vermek lazım. Ayşe teyze iyiydi be. ona fatiha okusak ne şeker olur di mi?

14 Nisan 2009 Salı

Kazığa Geçmek

Karnım burnumdayken Kızılaydaki sahaflardan birinde İvo Andriç'in Drina Köprüsünü bulmuştum. Sahaf anasının gözüydü. Hamile bir kadını kazıklamaktan hiç endişe duymadı. Ben de bu işlerden anlamayan, hamileyken yapacak işi olmadığından kitap alan, şapşal görüntümü üzerimden silkelemedim. üşendim. aman bir de bununla mı uğraşacaktım yani. epey para aldı benden. helal olsun.

Kitap zaten merak ettiğim bir kitaptı. Ben sevdim. okumadan da seveceğimi adım gibi biliyordum. şimdi de sizinle kitaptan öğrendiğim bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.

Bir isyan esnasında isyankarın teki ele geçiriliyor - her isyanda bu olur, asıl isyankar bulunmasa da bu isyankardır deyip birini sallandırmak gerekir- neyse adam kazığa geçiriliyor. ben yıllarca insanların bu işlem başlatıldığı esnada öldüğünü zannediyordum. kitaptan öğrendim ki olay hiç de öyle değilmiş. Maharet kazık varacağı son noktaya gelene dek kişinin canlı tutulmasıymış. İç organlara zarar vermeden ustalarınca- bunlar da nedense her devirde çingeneler oluyor- geçiriliyormuş kazık. Kişi bu halde üç hatta dört saat bile yaşıyormuş. Aklıma Braveheart geldi hemen. Mel Gibson'un yüzü. demek ki orada da aynı usul geçerliydi. Ben de filmin cakasından zannediyordum. Lan ne kadar bilmediğimiz şey var ha.

13 Nisan 2009 Pazartesi