16 Mart 2009 Pazartesi
2 Mart 2009 Pazartesi
kendi suçum
fena halde iştahım açıldı. ne bulursam yiyorum. fizik tedavici kıza sordum, "tedaviyle ilgisi yok; o sizin kendi suçunuz" dedi. eh uzman kişinin sözünün üstüne söz söylenmez :)
fizik tedavimle meşgul olan kıza yedi defa araba çarpmış sokakta oynarken çocukluğunda. birinde de üzerinden kamyon geçmiş. şimdi sapasağlam. hem de oldukça sevimli bir insan.
osman her gün öğlen iş yerinden çıkıp kliniğe kendi tedavisi için gidiyor. akşam eve girer girmez üzerini değiştirip yemek filan yemeden bu sefer beni götürüyor aynı kliniğe. ben tedavideyken de bekleme salonunda çocuklarla ilgileniyor. çok müşfik bir koca olduğu için teşekkür ederim ona ben. ama artık oflayıp puflamaya başladı. geçen hafta da ihsan 6. hastalık atlattı. sonra zehra grip oldu.
ıslak kek'in (nam-ı diğer brownie) içine bitter çikolata katınca fevkalade bir lezzet yakaladım. margarin sıcakken içerisine atıyoruz, eridikten sonra keke katıyoruz. şu anda da arpa şehriyelerin, içerisine bir parça domates salçası karıştırılmış tavuk suyu ve tavuk parçaları ile pilava dönüştürülmesi üzerinde çalışıyorum. pirinçsiz.
kadın olmanın çok zor olduğu vaziyetler: dün akşam, televizyonda görmeyeli neler oluyor acaba diyerek kumandayı elime alıp uzandım. zehrayla ihsan tepeme çıkana kadar geçen iki dakikalık zaman zarfında ajda pekkan'ın kadınların kariyer yapmaları gereği üzerine konuşmasına şahit oldum. para kazanamazsa kadının söz hakkının olmayacağı, hiçbir değerinin olmayacağı gibi şeyler çıkıyordu ağzından. diğer kadınlar da onayladılar.
fizik tedavimle meşgul olan kıza yedi defa araba çarpmış sokakta oynarken çocukluğunda. birinde de üzerinden kamyon geçmiş. şimdi sapasağlam. hem de oldukça sevimli bir insan.
osman her gün öğlen iş yerinden çıkıp kliniğe kendi tedavisi için gidiyor. akşam eve girer girmez üzerini değiştirip yemek filan yemeden bu sefer beni götürüyor aynı kliniğe. ben tedavideyken de bekleme salonunda çocuklarla ilgileniyor. çok müşfik bir koca olduğu için teşekkür ederim ona ben. ama artık oflayıp puflamaya başladı. geçen hafta da ihsan 6. hastalık atlattı. sonra zehra grip oldu.
ıslak kek'in (nam-ı diğer brownie) içine bitter çikolata katınca fevkalade bir lezzet yakaladım. margarin sıcakken içerisine atıyoruz, eridikten sonra keke katıyoruz. şu anda da arpa şehriyelerin, içerisine bir parça domates salçası karıştırılmış tavuk suyu ve tavuk parçaları ile pilava dönüştürülmesi üzerinde çalışıyorum. pirinçsiz.
kadın olmanın çok zor olduğu vaziyetler: dün akşam, televizyonda görmeyeli neler oluyor acaba diyerek kumandayı elime alıp uzandım. zehrayla ihsan tepeme çıkana kadar geçen iki dakikalık zaman zarfında ajda pekkan'ın kadınların kariyer yapmaları gereği üzerine konuşmasına şahit oldum. para kazanamazsa kadının söz hakkının olmayacağı, hiçbir değerinin olmayacağı gibi şeyler çıkıyordu ağzından. diğer kadınlar da onayladılar.
torpil
nafiye teyzenin oğlu ali. benden 2-3 yaş filan küçük olması lazım. dün akşam başka bir takım akraba ile birlikte bizdeydi. çay sofrasında askerlikten bahis açılınca "benim torpilim yüksek yerden. askerlikten yırttım" dedi.
ali bir buçuk yaşındayken bir apartmanın altıncı katındaki evlerinin penceresinden aşağıya düşmüş. mucizevi şekilde kurtulmuş. ama kazada dalağı patladığı için askerlikten muafmış şimdi. "yüksek yer" dediği o yani...
bunun arkasından, divandan düşüp tam dokuz yıl bitkisel hayatta yaşadıktan sonra vefat eden başka bir çocuğun hikayesini anlattı başka birisi. çok geç olmuştu. hepimiz yattık.
bardağın dolu tarafıymış, yok efendim boş tarafıymış. sen hala kişisel gelişedur. dünyadaki bütün bardakların boş tarafları bir araya gelip gözüne girer bir gün. o zaman görürsün kimmiş dolu taraf.. fakat çok geç olabilir.
olmayabilir de.
ali bir buçuk yaşındayken bir apartmanın altıncı katındaki evlerinin penceresinden aşağıya düşmüş. mucizevi şekilde kurtulmuş. ama kazada dalağı patladığı için askerlikten muafmış şimdi. "yüksek yer" dediği o yani...
bunun arkasından, divandan düşüp tam dokuz yıl bitkisel hayatta yaşadıktan sonra vefat eden başka bir çocuğun hikayesini anlattı başka birisi. çok geç olmuştu. hepimiz yattık.
bardağın dolu tarafıymış, yok efendim boş tarafıymış. sen hala kişisel gelişedur. dünyadaki bütün bardakların boş tarafları bir araya gelip gözüne girer bir gün. o zaman görürsün kimmiş dolu taraf.. fakat çok geç olabilir.
olmayabilir de.
üzmesinler hiç onu
bakıyorum bugünlerde hemen hemen bütün çocukların odası, oda takımları oluyor. oturma odasındaki şifonyerde giysilerimi koymam için bana mahsus bir çekmece ayrıldığında ilkokul dördüncü sınıfa gidiyordum. orta birde de amcam kitaplarımı koyabilmem için seyyar iki raflı bir kitaplık yapmıştı. amcam marangoz. babam da o kitaplığı pembe kağıtla kaplamıştı. ödevlerimi de birinci sınıftan orta sona kadar 40'a-50 cm ebatlarında tepsi gibi bir tahtam vardı onun üzerinde yapardım, kucağımda. bazen yere yüzüstü uzanıp yerde yapardım.
elbiselerimi annem dikerdi. dışarıda açlıktan zıbarmadan yemek yemezdik.
bu sabah annemle konuştum. kulağına ulaşan bir dedikodu yüzünden keyfi epey kaçmış. yok efendim benim için yaptığı da çeyizmiymiş, utanmadan bilmemneyi de erkek tarafına aldırmışmış..
neresinden tutsan elinde kalır. ama bu vesileyle söylemeden edemeyeceğim bir şey var. anneme ne kadar müteşekkir olsam azdır. bizi yetiştirirken her zaman aza kanaatin bereket getireceğini, dünya malının saadetle yakından uzaktan alakası olmadığını, önemli olanın iman zenginliği olduğunu öğretmeye çalıştığı için ona müteşekkirim. malesef ben öyle dünyada hiç gözü olmayan bir insan olmuş değilim şu an itibariyle. ama çok daha vahim hallerde değilsem bunda annemin rolü herkesten büyüktür. harika bir insandır o. dedikodusunu yapan insanlar onun tırnağı bile olamazlar benim gözümde. sevgili anneciğimin yumuşacık bembeyaz o güzelim ellerinden öperim. canım o benim. Allah ona bütün evlatlarından hayır ve vefa göstersin. . hakkında konuşanlara da insaf ve akıl fikir ihsan etsin.
şunu da söyleyeyim, o hasta haliyle yaz sıcağında, hiç şikayet etmeden haftalarca çarşı pazar gezmişti annem benimle, istediğim hiçbir şey eksik kalmasın diye. ben onun ayağının altına paspas olsam yeridir.
ayrıca çeyizim de prenses çeyizi gibiydi :)
elbiselerimi annem dikerdi. dışarıda açlıktan zıbarmadan yemek yemezdik.
bu sabah annemle konuştum. kulağına ulaşan bir dedikodu yüzünden keyfi epey kaçmış. yok efendim benim için yaptığı da çeyizmiymiş, utanmadan bilmemneyi de erkek tarafına aldırmışmış..
neresinden tutsan elinde kalır. ama bu vesileyle söylemeden edemeyeceğim bir şey var. anneme ne kadar müteşekkir olsam azdır. bizi yetiştirirken her zaman aza kanaatin bereket getireceğini, dünya malının saadetle yakından uzaktan alakası olmadığını, önemli olanın iman zenginliği olduğunu öğretmeye çalıştığı için ona müteşekkirim. malesef ben öyle dünyada hiç gözü olmayan bir insan olmuş değilim şu an itibariyle. ama çok daha vahim hallerde değilsem bunda annemin rolü herkesten büyüktür. harika bir insandır o. dedikodusunu yapan insanlar onun tırnağı bile olamazlar benim gözümde. sevgili anneciğimin yumuşacık bembeyaz o güzelim ellerinden öperim. canım o benim. Allah ona bütün evlatlarından hayır ve vefa göstersin. . hakkında konuşanlara da insaf ve akıl fikir ihsan etsin.
şunu da söyleyeyim, o hasta haliyle yaz sıcağında, hiç şikayet etmeden haftalarca çarşı pazar gezmişti annem benimle, istediğim hiçbir şey eksik kalmasın diye. ben onun ayağının altına paspas olsam yeridir.
ayrıca çeyizim de prenses çeyizi gibiydi :)
27 Şubat 2009 Cuma
19 Şubat 2009 Perşembe
18 Şubat 2009 Çarşamba
geçer mi?
insanın kendine ettiğini gerçekten de kimse edemiyor. etmek fiilini beğenmesem de burada başka bir fiil kullanamıyorum.
bir helezon, gözümün önünde beliren şey bu. baktıkça içine doğru çekenden değil, içine çektikçe gördüğünden..
bu da geçer.
bir helezon, gözümün önünde beliren şey bu. baktıkça içine doğru çekenden değil, içine çektikçe gördüğünden..
bu da geçer.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)