9 Ocak 2009 Cuma

"burada yarin görmeyen
yarın dahi ağma imiş."

31 Aralık 2008 Çarşamba

el-Fethu'r Rabbani'den

...Konuşmak istediğin zaman ne konuşmak istediğini bir düşün, söyleyeceğin sözde güzel bir hedef belirle sonra konuş. Bundan dolayı "bilgisiz kimsenin dili kalbinin önündedir, akıllı ve bilge kimseninki ise kalbinin arkasındadır"denilmiştir. Sen sus. Şayet Allah senin konuşmanı dilerse konuşturur. Senin bir işi yapmanı dilediğinde seni o iş için hazırlar. Onunla beraber olmak tamamen dilsiz olmak demektir. Dilsizliğin süresi dolunca Allah konuşmayı dilerse konuşma gerçekleşir ya da dilsizlik hali ahiretteki buluşma zamanına kadar sürer gider. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Allah'ı tanıyan kimsenin dili tutulur" sözünün tamamı işte budur. Beden dili ve kalp dili her ne konu olursa olsun Allah'tan şikayetçi olamaz. Hiç itiraz etmez, sadece rıza gösterir. Kalp gözlerini kör eder de, Ondan başkasına baktırmaz. Sırrı paramparçadır. Dağınık bir haldedir...

...Kitap ve sünnet kanatlarıyla Allah'a uç, elini Peygamberimizin eline vererek Allah'ın huzuruna gir. Onu vezirin ve öğreticin yap. Bırak da O seni süslesin, saçlarını tarasın ve Allah'a sunsun. O, ruhların evine egemen olandır, müridleri terbiye edendir, muradların ustasıdır, güzel kulların komutanıdır, halleri ve makamları onlar arasında dağıtandır. Çünkü Allah bu yetkiyi Ona vermiştir...

(altını çizdiklerim içinde özellikle bu ikisini buraya yazdım. çünkü sayfayı karıştırdıkça buradan da okuyayım, tekrar tekrar karşıma çıksın istedim. siz dahi müstefid olursunuz inşallah.)

7 Kasım 2008 Cuma

..

ilesam'a ilk defa gittiğimde (1992) yanımda esin vardı. içeriye girip oturmamızla, muhittin abiden de evvel masamıza yaşlıca bir adam aceleyle gelip bir avuç fındık bıraktı. sonra elini uzattı. tokalaştık. hilmi oflaz'a allah rahmet eylesin. nasıl fındıksa yıllarca ayağımızı bağladı mekana.

bir de bursa'da yediğim baklava var. onu da yeni hatırladım. allah hayırlı lokmalar geçirsin boğazdan. bazısının tesiri sağlam oluyor vesselam..
öksüz sanırım kendimi ben sensiz içerken

14 Ekim 2008 Salı

dido hikayesi

bir keresinde ülker, didolarda hatalı üretim yapmıştı. o bisküvi olması gereken kısmı da dışındaki çikolatadan doldurmuşlardı. ama bu hatalı seri tuhaf bir biçimde normal didolarla karışık olarak kolilenip satışa sunulmuştu. dışarıdan bakılınca hepsi dido, hepsinin fiyatı aynı ama bir kısmınnda fazladan çikolata var. biz lisedeydik. kantinde ben bu durumun farkına varınca ne yapsak da ayırt etsek şeklinde düşüncelere daldık. ben elle tartma yöntemi geliştirdim. kolideki bütün defolu didoları seçip aldık. amma çok çikolata yedik o akşam. halbuki çok da sevmem.
nurdan ne güzeldi yahu.. üzerinde kırmızı levis gömleği vardı o akşam, o gömleğini renginden çok kokusuyla hatırlıyorum (dolabından çıkarıp kokladığımı da hatırlıyorum okula gelmediği bir gün). kızı olmuş. ismini ayşe koymuş.
dün akşam dido yedik de oradan aklıma geldi. nanino dido dido nana dido şarkısı var bir de. kazım koyuncu'ya Allah rahmet etsin. dido lazca ihtiyar kadın demek, ya da ihtiyar adam, ikisinden biri, karıştırıyorum hep.
fatma nerede, iyi mi? ayşe nasıl oldu? arayıp sorsam daha yakışıklı bir davranış olur buraya yazmaktan. peki.

13 Ekim 2008 Pazartesi

bir meyveyi pişiriyorsan ya reçel yapıyorsundur ya komposto, yahut ayva tatlısı. ben meyveleri çiğ yemeyi tercih ederim.
ayva tatlısı hariç. üzerinde kaymak nımmm..

8 Ekim 2008 Çarşamba

kapris

http://rapidshare.de/files/40635804/01_Ahmet_Meter_-_Kapris_1_-__erif_Muhiddin_Targan.mp3.html

Şerif Muhiddin Targan'ın Kapris'ini Ahmet Meter çalmış. ben çok severim.
kendim upload ettim (ben de başkasından indirdim tabi albümü, kanunsuzluğu konusunda içiniz rahat olsun!). afiyet olsun. emeğe saygı.