doktorumla konuştum. ilaçlara tam gaz devam dedi özet olarak. hoşuma gitmese de sözünü dinlemek zorundayım. bir filmde rastlamıştım. "yetişkin olmak tadı iyi olmayan ilacı kendi başına içmektir" gibi bişey gevelemişlerdi. bu teze göre ben küçükken daha yetişkindim. şimdi denileni yapmadığım takdirde doğacak sonuçlar yüzünden benden başka ve çok sevdiğim bazı insanların zor duruma düşmelerini önemsiyorum en çok. kendim pek umurumda değilim. ama bu iyi bir şey değil.
mustafa iki ortakla şirket kurdu. toplam üç ortak oldular yani. nano teknoloji getireceklermiş ülkemize. şirketin ismi de "gelecek nano". mecidiyeköy'de ofis kiraladılar. boyandı felan. gidip gördüm. güzel olmuş. önümüzdeki ay yurt dışı gezilere başlayacakmış. ben burda oturmayı planlıyorum. aslında planlamıyorum. dersin veya konferansın olmadığı herhangi bir gün için bir planım olmuyor. en uzak planım sabahleyin kalktığımda kahvaltı yapmaya kadar gidiyor. nasılsa her gün kahvaltıdan sonra şaşırıyorum. ben şimdi ne yapacağım diye küçük bir bunalım yaşıyorum :)
hayat enerjimi çaldırdım. mustafa çalmış olabilir. olsun, helali hoş olsun.
19 Mart 2008 Çarşamba
17 Mart 2008 Pazartesi
16 Mart 2008 Pazar
kendimle barışma çabaları
yıllar önce ilk arkadaşlarımdan birinin, elif'in vesilesiyle farketmiştim bir karakterimin olmadığını. çok içerlemiştim buna. ne zaman onu görsem hiç bilmediğim bir kendimle karşılaşıyordum. ne zaman onunla olsam, ona benziyordum. 5 yaşındaydım.
evet öyleyim. herkesi hemen taklit edebilirim. bütün şivelere ağzımı uydururum. herhangi bir hayat tarzının içine yerleşip hiç zorlanmadan bıraktıkları yerden yaşarım o hayatı. bu özelliklerin işe yarar oldukları hali bulmayı çok isterim..
aradan geçen zamanda elif'ten nefret ettim. biraz da büyüdüm. ama şimdilerde ne zaman yeni biriyle karşılaşsam önlerine çıkıp ben böyle de böyle bir insanım'ı ortaya koyamıyorum. en iyi ihtimalle ortaya hiçbir şey koymuyorum. kişisine göre değişiyor. bazen üç-beş görüşmeden sonra belki aylar yıllar sonra açıyorum kendimi.
5 yaşındaki kadar karaktersiz değilim ama. çok şükür. bunu bugün farkettim.
bir misafirliğe gittik. bu misafirlik çok da hoşuma gitmedi. niye gittik? hoşumuza gitmesin diye mi gittik?
neyse, döndük.
evet öyleyim. herkesi hemen taklit edebilirim. bütün şivelere ağzımı uydururum. herhangi bir hayat tarzının içine yerleşip hiç zorlanmadan bıraktıkları yerden yaşarım o hayatı. bu özelliklerin işe yarar oldukları hali bulmayı çok isterim..
aradan geçen zamanda elif'ten nefret ettim. biraz da büyüdüm. ama şimdilerde ne zaman yeni biriyle karşılaşsam önlerine çıkıp ben böyle de böyle bir insanım'ı ortaya koyamıyorum. en iyi ihtimalle ortaya hiçbir şey koymuyorum. kişisine göre değişiyor. bazen üç-beş görüşmeden sonra belki aylar yıllar sonra açıyorum kendimi.
5 yaşındaki kadar karaktersiz değilim ama. çok şükür. bunu bugün farkettim.
bir misafirliğe gittik. bu misafirlik çok da hoşuma gitmedi. niye gittik? hoşumuza gitmesin diye mi gittik?
neyse, döndük.
15 Mart 2008 Cumartesi
küs
yokken onsuz olabiliyorum. ama yanyanayken onsuz olamıyorum. olur olmaz ağrılar gelip yerleşiyor vücuduma. ne yana dönsem uyuyamıyorum. ayaklarımı toprağa basmak istiyorum aslında. içimden bir ses "ayaklarını toprağa bas" diyor. olur olmaz bir ses gelip saplanıyor içime. bütün dünyanın kulakları tırmalanıyor.
kes sesini.
bambaşka biri oluyorsun sinirlenince! (-asıl sen bambaşka biri oluyorsun ben sinirlenince...)
saksıda yıllanmış toprak. çiçekler istemez onu. yaban otları bile burun kıvırır. halbuki yaban otlarının burnu olduğu görülmüş şey değildir.
kes sesini.
bambaşka biri oluyorsun sinirlenince! (-asıl sen bambaşka biri oluyorsun ben sinirlenince...)
saksıda yıllanmış toprak. çiçekler istemez onu. yaban otları bile burun kıvırır. halbuki yaban otlarının burnu olduğu görülmüş şey değildir.
1 Mart 2008 Cumartesi
madness is bliss
iki gece önce karanlıkta gözlerimi açtım. delilikle aramda hiç mesafe yoktu. gözgöze geldik. feci halde ürperdim. hala ürperiyorum.
milyonlarca deli sokaklarda dolaşıyor,herkesin gittiği marketlere gidiyor, herkesle aynı otobüsleri kullanıyor. aile hayatları var, iş hayatlaır var delilerin bir çoğunun. bir tanesi de neden ben olmayayım? kimseye çaktırmadan, kafamdaki görünmez hunimle yaşayıp gitmeyeyim? olabilir.
bir de saadetin anahtarını başkalarının beni sevip sevmemesini sahiden umursamamakta (ve birilerini sevmek için kendimi kasmamakta) buldum. daha doğrusu çok önceleri bulduğum bu anahtarı nihayet kilide oturtup çevirmeyi başardım. çok aydınlık bir odaya açıldı. diskotek gibi bir yer. pek gözüm tutmadı ama gene de girdim oynamaya başladım :)
of çok pis mutluyum!
milyonlarca deli sokaklarda dolaşıyor,herkesin gittiği marketlere gidiyor, herkesle aynı otobüsleri kullanıyor. aile hayatları var, iş hayatlaır var delilerin bir çoğunun. bir tanesi de neden ben olmayayım? kimseye çaktırmadan, kafamdaki görünmez hunimle yaşayıp gitmeyeyim? olabilir.
bir de saadetin anahtarını başkalarının beni sevip sevmemesini sahiden umursamamakta (ve birilerini sevmek için kendimi kasmamakta) buldum. daha doğrusu çok önceleri bulduğum bu anahtarı nihayet kilide oturtup çevirmeyi başardım. çok aydınlık bir odaya açıldı. diskotek gibi bir yer. pek gözüm tutmadı ama gene de girdim oynamaya başladım :)
of çok pis mutluyum!
lolitayı okumak istemek
yazarının nabokov olduğunu öğrenir öğrenmez, özünde düpedüz tiksindirici olan bir şey nasıl olur da "güzel" anlatılır, sırf bunu görebilmek için "lolita"yı okumaya karar verdim. alev alatlı nabokov'u yerden yere vurmuş: bu kitabı yazdığı sırada (1939'da) dünya siyasi açıdan karmakarışıktı, katliamlar vs.. bir yazar dünyadan nasıl bu kadar kopuk olur, o sırada böyle bir kitabı yazmayı nasıl içine sindirir diye. işte ben de tam bu yüzden seviyorum nabokov'u. dünyada ne olursa olsun, onun içindeki "başka dünya"ya karışmamış. ak da dese güzel demiş, bok da dese güzel demiş. hastayım nabokov'a.
kusura bakma alev hanım teyze, yollarımız burada ayrılıyor. ne yapalım kader böyle imiş. şu "minyatür güzelliği" iltifatının hatırına gene de bir açık kapı bırakıyorum.
kusura bakma alev hanım teyze, yollarımız burada ayrılıyor. ne yapalım kader böyle imiş. şu "minyatür güzelliği" iltifatının hatırına gene de bir açık kapı bırakıyorum.
matrix
kendimin hayaleti olarak yaşadığım yıllar boyunca, neden cümle kuramadığımı düşündüm. hala kuramıyorum. kusuyorum şimdi cümleleri. miğde güzel olduktan sonra harika desenler çıkartabilirim. dünyaya değil, şuraya kendi halımın üzerine.
insanların ruhlarından geçen güzel şeyler, insanların ruhlarına -nasıl olup da- yerleşen çirkin şeyler, bu çirkin şeylerden bazılarının fena halde güzel şeylerle ana rahmindeki ikiz gibi sırtsırta durması, insanların gözlerinden geçen ruh haritaları, elerinden, dillerinden dökülen haliyle insanların yaşamaya tahammül ediş maceraları. ne kadar çok umursuyorum bunları. kendim kadar başkalarının içini merak eden bir başkasını daha görmedim. şimdi şunu da anladım ki üniversitede iletişim tercihi yaptıran da bu tecessüsmüş. mühendis olmak benim için keyifli bir oyun olurdu. ama benim en sevdiğim oyunum bu: ruh alemlerinin loş köşelerinde gezinmek.
ister yaparım analiz ister yapmam. sana ne? (herkese ayar veresim var bu sıralar :))
insanların ruhlarından geçen güzel şeyler, insanların ruhlarına -nasıl olup da- yerleşen çirkin şeyler, bu çirkin şeylerden bazılarının fena halde güzel şeylerle ana rahmindeki ikiz gibi sırtsırta durması, insanların gözlerinden geçen ruh haritaları, elerinden, dillerinden dökülen haliyle insanların yaşamaya tahammül ediş maceraları. ne kadar çok umursuyorum bunları. kendim kadar başkalarının içini merak eden bir başkasını daha görmedim. şimdi şunu da anladım ki üniversitede iletişim tercihi yaptıran da bu tecessüsmüş. mühendis olmak benim için keyifli bir oyun olurdu. ama benim en sevdiğim oyunum bu: ruh alemlerinin loş köşelerinde gezinmek.
ister yaparım analiz ister yapmam. sana ne? (herkese ayar veresim var bu sıralar :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)