28 Nisan 2009 Salı
24 Nisan 2009 Cuma
21 Nisan 2009 Salı
Ayşe teyze aşktan öldü
Ben küçük bir kızken evimize bir yetmiş beş boylarında, iri yarı, pardesüsünü omuzlarına atarak giyen bir Ayşe Teyze gelirdi. Dehşet bir kadındı. Çok gülerdi. Her gelişinde hediye gibi evindeki çocuklardan da bir kaç tane getirirdi. sanırım altı çocuğu vardı. beşi kız. bir sürü kız çocuk.Biz onlara hiç gitmezdik. çünkü evde babadan kalan devasa parayı tüketen bir alkolik kocası vardı. Sürekli içiyor, sürekli tevbe ediyor, sürekli yeniden içiyordu. Sızıyordu. Çalışmazdı. Çocuklarıyla ilgilenmezdi. Ayşe teyzenin yanında endamı ufak tefek olduğundan önce evladı gibi dururdu sonra da kırışıklıklar yapışmış yüzü fark edilir adam oğuldan kadının kocalığına hatta abiliğine terfi ederdi.
Ben bizim eve sık sık gelen bu kadının bir kere kocasından dert yandığını görmedim. Gamsız mıydı ? biraz. ama bunun dışında fevkaalade aşıktı. İnsan kocasına daha doğrusu böyle çizgide bir kocaya nasıl aşık olur bilmem. Dört beş yaşlarında olmama rağmen kadının aşkını anlıyordum. benim tathlil ettiğim gerçeği bile görmekten acizdi çünkü.. adamın içkiye her tövbe edişinde sanki bu karar muciizeymiş bir daha elini içkiye süremezmiş gibi anlatıyordu bize. halbuki annem de ben de bunun on, on beş, en fazla bir ay gideceğini biliyorduk. Annem bir şey söylemezdi, gülümserdi, başka konulara geçmeye çalışırdı. Lakin kadın ciddiye alınmak ister, bu müjdeyi gerçekten paylaşmak ister, yorulana kadar anlatmak anlamak anlatmak isterdi.
erkenden öldü. ben ilkokula başlamamıştım henüz. ona kimse inanmadığı için mi nedir, kızdı ölüverdi sanki. İşin tuhaf yanı kocası onun vefatından sonra içkiye ettiği tövbeyi bozmadı. güzel bir yaşlılık geçirdi evlatlarıyla. Çocukların hepsi de acayip vefalı çıktılar haklarını vermek lazım. Ayşe teyze iyiydi be. ona fatiha okusak ne şeker olur di mi?
Ben bizim eve sık sık gelen bu kadının bir kere kocasından dert yandığını görmedim. Gamsız mıydı ? biraz. ama bunun dışında fevkaalade aşıktı. İnsan kocasına daha doğrusu böyle çizgide bir kocaya nasıl aşık olur bilmem. Dört beş yaşlarında olmama rağmen kadının aşkını anlıyordum. benim tathlil ettiğim gerçeği bile görmekten acizdi çünkü.. adamın içkiye her tövbe edişinde sanki bu karar muciizeymiş bir daha elini içkiye süremezmiş gibi anlatıyordu bize. halbuki annem de ben de bunun on, on beş, en fazla bir ay gideceğini biliyorduk. Annem bir şey söylemezdi, gülümserdi, başka konulara geçmeye çalışırdı. Lakin kadın ciddiye alınmak ister, bu müjdeyi gerçekten paylaşmak ister, yorulana kadar anlatmak anlamak anlatmak isterdi.
erkenden öldü. ben ilkokula başlamamıştım henüz. ona kimse inanmadığı için mi nedir, kızdı ölüverdi sanki. İşin tuhaf yanı kocası onun vefatından sonra içkiye ettiği tövbeyi bozmadı. güzel bir yaşlılık geçirdi evlatlarıyla. Çocukların hepsi de acayip vefalı çıktılar haklarını vermek lazım. Ayşe teyze iyiydi be. ona fatiha okusak ne şeker olur di mi?
14 Nisan 2009 Salı
Kazığa Geçmek
Karnım burnumdayken Kızılaydaki sahaflardan birinde İvo Andriç'in Drina Köprüsünü bulmuştum. Sahaf anasının gözüydü. Hamile bir kadını kazıklamaktan hiç endişe duymadı. Ben de bu işlerden anlamayan, hamileyken yapacak işi olmadığından kitap alan, şapşal görüntümü üzerimden silkelemedim. üşendim. aman bir de bununla mı uğraşacaktım yani. epey para aldı benden. helal olsun.
Kitap zaten merak ettiğim bir kitaptı. Ben sevdim. okumadan da seveceğimi adım gibi biliyordum. şimdi de sizinle kitaptan öğrendiğim bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Bir isyan esnasında isyankarın teki ele geçiriliyor - her isyanda bu olur, asıl isyankar bulunmasa da bu isyankardır deyip birini sallandırmak gerekir- neyse adam kazığa geçiriliyor. ben yıllarca insanların bu işlem başlatıldığı esnada öldüğünü zannediyordum. kitaptan öğrendim ki olay hiç de öyle değilmiş. Maharet kazık varacağı son noktaya gelene dek kişinin canlı tutulmasıymış. İç organlara zarar vermeden ustalarınca- bunlar da nedense her devirde çingeneler oluyor- geçiriliyormuş kazık. Kişi bu halde üç hatta dört saat bile yaşıyormuş. Aklıma Braveheart geldi hemen. Mel Gibson'un yüzü. demek ki orada da aynı usul geçerliydi. Ben de filmin cakasından zannediyordum. Lan ne kadar bilmediğimiz şey var ha.
Kitap zaten merak ettiğim bir kitaptı. Ben sevdim. okumadan da seveceğimi adım gibi biliyordum. şimdi de sizinle kitaptan öğrendiğim bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Bir isyan esnasında isyankarın teki ele geçiriliyor - her isyanda bu olur, asıl isyankar bulunmasa da bu isyankardır deyip birini sallandırmak gerekir- neyse adam kazığa geçiriliyor. ben yıllarca insanların bu işlem başlatıldığı esnada öldüğünü zannediyordum. kitaptan öğrendim ki olay hiç de öyle değilmiş. Maharet kazık varacağı son noktaya gelene dek kişinin canlı tutulmasıymış. İç organlara zarar vermeden ustalarınca- bunlar da nedense her devirde çingeneler oluyor- geçiriliyormuş kazık. Kişi bu halde üç hatta dört saat bile yaşıyormuş. Aklıma Braveheart geldi hemen. Mel Gibson'un yüzü. demek ki orada da aynı usul geçerliydi. Ben de filmin cakasından zannediyordum. Lan ne kadar bilmediğimiz şey var ha.
13 Nisan 2009 Pazartesi
8 Nisan 2009 Çarşamba
kafam güzel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

