19 Aralık 2011 Pazartesi
bi baktım ki
google şımarığı olmuşum ben. bi şeyi arayıp da bulamayınca fena halde bozulup sinirleniyorum.
13 Aralık 2011 Salı
misafir ne anlatmaz
dün misafir olarak maliye müdürünü ağırlayınca halkımızın maliye konusunda ne denli zeki olduğunu öğrenme fırsatı bulduk. bu amcaların vanda hizmet ederken yaşadıkları bir olay hakikaten paylaşmaya değerdi. zira koptuk. efendim malınız mülkünüz eğer akrabanız yoksa siz diğer tarafa göçtüğünüzde otomatik olarak maliyeye kalıyormuş -Akraba edinin zira o mal mülk sonra maliye lojmanına dönüşüyor- vanda 9 numaralı dairede bir amca diğer aleme göçünce altı numaradaki aklı evvel zat, hem cesedi hem eşyaları kendi dairesine taşımış. kendi eşyalarını da dokuz numaraya çıkartmış. sonra eline almış alet çantasını kapıdaki dokuz numarayı altıya altı numarayı da dokuza çevirmiş. eh dokuz numara daha havadar daha geniş hem de daha yeni... müfettişler evi almaya gelince dumura uğramışlar. Adam ısrarla bu ev benim deyip duruyormuş. dokuz numaranın neden alt katta altı numaranın neden üst katta olduğunu sorunca da "keyfimizden size ne" diye yanıtlıyormuş. hasılı bu pek zeki beyefendiyi havadar daireden çıkartmak devletimizin dava üstüne dava açmasıyla tam üç sene sürmüş. duy da inanma
9 Aralık 2011 Cuma

bu halıyı almak için yapmadığım kalmadı. dedektif oldum. sinopta hiçbir halının royalle çalışmadığını öğrenince samsundan sipariş ettim. samsundaki amca bir ay oyalayınca, firmanın deposuna ulaştım. "hepsi yeni bitti" dediler. bitmiş bitmiş... ocaktan sonra yeniden deneyeceğiz şansımızı. ah halı bana neler ettin.
8 Aralık 2011 Perşembe
çile bülbülüm çile
uykum var. neşem yok. neşem olsa, uykum olmaz mıydı acaba?
şimdi bir sese, soluğa ihtiyacım var. hiç yok onlardan burada. olsaydı, ihtiyacım olmazdı.
"cehalet, mutluluktur." derler ya, bu kelime seçimleriyle tam katılmasam da, üzerine düşünmeden de duramıyorum. şu anda bildiklerimin bazılarını biliyor olmasaydım, daha mı mutlu olurdum acaba?
oysa, hapı yuttuk. kırmızı kırmızı.
bu aralar her şey, her şey gibi.
-----
sevgili sevgililer, bir diğer hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlatma çabalaması yazımızın da sonuna gelmiş bulunuyoruz. esen kalın.
şimdi bir sese, soluğa ihtiyacım var. hiç yok onlardan burada. olsaydı, ihtiyacım olmazdı.
"cehalet, mutluluktur." derler ya, bu kelime seçimleriyle tam katılmasam da, üzerine düşünmeden de duramıyorum. şu anda bildiklerimin bazılarını biliyor olmasaydım, daha mı mutlu olurdum acaba?
oysa, hapı yuttuk. kırmızı kırmızı.
bu aralar her şey, her şey gibi.
-----
sevgili sevgililer, bir diğer hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlatma çabalaması yazımızın da sonuna gelmiş bulunuyoruz. esen kalın.
21 Kasım 2011 Pazartesi
müneccim tercüman
google translate çeviri yapınca neden komik oluyor biliyor musun, metni anlamadan çeviriyor da ondan. yani çevirdiğimizi anlamamız lazım ki sonuç komik olmasın. güzel olsun, orijinal manaya muvafık olsun.
ama "frithjof schuon"u anlayan beri gelsin. ne yer ne içer onu sorcam. (yoğurtsuz mantı, tereyağsız iskender filan gibi çok keyifsiz şeyler olduğunu zannediyorum menüsünde!)
19 Kasım 2011 Cumartesi
Orda bir koy var uzakta
Biraz korkusuz biri gibi gorunebilirim belki, ilk bakışta. Öyle olmadığına sizi temin ederim halbuki, son tahlilde.
Bundan birbucuk sene oncesinden birbucuk sene oncesine kadar olan biten bir şey vardı. Bazı olan seyler oldururken bazıları ise bitiriyor azizim insanı. Bendeki de öyle bir şeydi iste, bitiren cinsten. Bitmeden ölmeyi istemediğim kadar ölmeden bitmeyi de istemediğimden kastım catlarimi. Öyle korkutucu göründüm ki gözüme kaslarımı çatınca ağzım yüzüm o kelimeler gibi birbirine girdi. "orda dur!" dedim ona. O aynadaki garabet yaratığa.
Öyle korkunçta ki dostlar; dost basa, düşman ayağa.. Duruverdim orda.
Bundan birbucuk sene oncesinden birbucuk sene oncesine kadar olan biten bir şey vardı. Bazı olan seyler oldururken bazıları ise bitiriyor azizim insanı. Bendeki de öyle bir şeydi iste, bitiren cinsten. Bitmeden ölmeyi istemediğim kadar ölmeden bitmeyi de istemediğimden kastım catlarimi. Öyle korkutucu göründüm ki gözüme kaslarımı çatınca ağzım yüzüm o kelimeler gibi birbirine girdi. "orda dur!" dedim ona. O aynadaki garabet yaratığa.
Öyle korkunçta ki dostlar; dost basa, düşman ayağa.. Duruverdim orda.
17 Kasım 2011 Perşembe
saz söz sünnet olaydı
misafir olduğumuz evin sahibi saz çaldığı için ona dini açıdan "mahsurlu" bulunlar varmış. amcamıza: "var mı dinimizde böyle bir şey, peygamber saz çalıyor muydu" diye söylenmişler. amca da " iyi ki çalmıyordu, çalsa sünnet olacaktı sizin gibi yeteneksizlerde alacaktı ele tıngır mıngır çalacaktı. her evde bir saz. çık bakalım işin içinden, öğrenebilir misin, kulağın var mı hiç önemli olmaz. sünnet mecburen hepimiz yapacağız" ikna olmuşlar mı? olmazlar mı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)