yangın olur biz yangına gideriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yangın olur biz yangına gideriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2013 Cumartesi


Bîdârın iken uyanmasaydım;
Dünya varmış inanmasaydım!

Mehmed Âkif

14 Mart 2012 Çarşamba

bâde-i zehr-i gam-ı firkate yandım bu gece

sızlayan kalbime, hüsrânıma yandım bu gece

deniz-i giryemi mehtabı dahî şâd ederek

öperek pâyini mest olduğum andım bu gece

bastığın yerlere hasretle kapandım bu gece



23 Ocak 2012 Pazartesi

bilir

hakîkat çıkmazı şu kahpe dünya,
bu çok kısa yoldan dönenler bilir,
bu yolun sırrıdır fırsatlar, sevda,
tutuşup parlayıp sönenler bilir.

aldana aldana gevredi dinim;
kalmadı düşmana, feleğe kinim;
doğruyu söylersem çarpar yeminim;
bu cengi, pusuya sinenler bilir.

durma sor halini, hastanın, sağın;
tabii solacak gülleri bağın;
hayatın içini, kara toprağın
üstünden altına inenler bilir.

geniştir, ölçülemez hayalin çölü;
karşımda her diri söylenen ölü;
çok güçtür geçmesi bu sakar gölü;
dümensiz gemiye binenler bilir.

Neyzen Tevfîk

12 Ocak 2011 Çarşamba

canavar yatak

hiç açmayı denemedim içini. hayret ediyorum şimdi. günümün en az üçte birini üzerinde, kıyısında köşesinde geçirdiğim bu şeyin içini bilmek istemeyişim, tüylerimi ürpertiyor. allah verdi mi, sağdan soldan veriyor.

çeşit çeşit örtülerle bezedim. yüzde yüz pamuklular, naturel uyumlular falan.. renklerin ardına gizledim onu. gizletti kendini. orada sessiz, tehlike siz miş si niz gi bi durdunuz. ah, beni uyuttunuz.

her geçen gün, bağımlılığını artırdı. salı 10 dakika daha fazla beraber olduk. çarşamba, bir on dakika daha. perşembe cuma derken.. pazarlar pazarları, çarşambalar çarşambaları kovaladı.

orada bir çocuk, her şeyden haberli, hiçbir şeyin farkında, dikili durdu.

sordu bir gün babasına: "anneciğim nerede?"

"yatak yedi anneni. böyle olacağı belliydi."

7 Ekim 2010 Perşembe

yok

evin içi karanlığın ışığıyla aydınlanırken dışarıyı seyretmek gibisi.
yok.
sultanahmet'in kandilleri var, karanlığı.
yok.
cankurtaran feneri bir aydınlık bir karanlık, kararı.
yok.

30 Eylül 2010 Perşembe

o şit!

hatırlıyorum ki bir cami avlusundaydım. oraya nasıl geldiğimi hatırlayamıyordum, hatırlıyorum. ağlıyordum, sonsuz ağlıyordum.

eskilerin sadabat dedikleri yerde bir camiydi bu. hala hatırlayamıyorum, oraya nasıl gitmiştim. hala ağlıyordum. sonsuz üzgün.

sonra birden telefonla konuşur oldum. hatırlayamıyorum sen mi aramıştın, yoksa ben mi seni. sonsuz üzgün, sonsuz ağlıyordum. hatırlayamıyorum anlatmış mıydım, anlatmadan mı anlamıştın, hatırlayamıyorum.

telefonu ne zaman kapattık, hatırlayamıyorum. sonra ne oldu, hiç..

sadece hissettiklerim ve tek bir cümlen var. ölümüme hazırlanan film şeridinde muhakkak sahne alacak bu perdeden. açık seçik..

işte aynı öyle hissediyorum.

ne bir cami avlusundayım. ne bir telefon var. ne tek damla göz yaşı.