her şeyin bişeyi var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her şeyin bişeyi var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2013 Cuma

Komünist kelimesini doğru yazamayanlar rica ediyorum komünizm hakkında kelam etmesinler. Bak rica dedim, daha ağırını da diyebilirdim. Demedim.

13 Mart 2013 Çarşamba

pasta süslemeciliği üzerine düşüncelerim

sağda solda, üzeri abuk subuk temalarla süslenmiş pastalar görüyorum. şeker hamuru denen tiksinç malzemeye gıda boyası katılarak yapılan bu süslemeleri benim gibi hasbelkader ağzınıza almışlığınız varsa bu tür pastaları hiç de iştah açıcı bulmayanlardan olmalısınız. değilseniz sizde bir sorun var kusura bakmayın. ya da siz çocuksunuz.
heykel yapasınız geldiyse alınız çamurunuzu gidiniz nerede yaparsanız yapınız ama nimeti murdar etmeyiniz.

5 Temmuz 2012 Perşembe

gülü seven dikenine katlanır ne ya? gülü seven dikenini de sever. o kadar.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

eyfel var dediler geldik

eyfel kulesi bişeye benzemiyor. ama biz turistler oraya gidip fotoğraf çekinmek zorundayız. o fotoğraflarımızı da internet alemlerinde paylaşmamız gerekiyor. 

asansörle tepesine çıkmak için yüzbin kişilik kuyruğa girip ömrümüzün 5 saatini burada harcamamıza ise hiç  lüzum yok. üstüne bi de para vermek mi yoo yo dostum bunu bana yaptıramazsınız! üstünün altından daha çirkin olmadığını nereden bileyim hem? burun deliklerim nasıl çıkmış ama

8 Aralık 2011 Perşembe

çile bülbülüm çile

uykum var. neşem yok. neşem olsa, uykum olmaz mıydı acaba?

şimdi bir sese, soluğa ihtiyacım var. hiç yok onlardan burada. olsaydı, ihtiyacım olmazdı.

"cehalet, mutluluktur." derler ya, bu kelime seçimleriyle tam katılmasam da, üzerine düşünmeden de duramıyorum. şu anda bildiklerimin bazılarını biliyor olmasaydım, daha mı mutlu olurdum acaba?

oysa, hapı yuttuk. kırmızı kırmızı.

bu aralar her şey, her şey gibi.

-----

sevgili sevgililer, bir diğer hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlatma çabalaması yazımızın da sonuna gelmiş bulunuyoruz. esen kalın.

11 Aralık 2010 Cumartesi

jora! sen bizim! her şeyimizsin!

jora sen bu dünyadaki her şeyin zıddısın. her şey senin varlığınla var. diğer her şey, sen olmayan bir şey.

jora, sen susarsan her şey susar.

sen konuştukça cıvıl cıvıl olur kainat. yıldızlar parlar, gökkuşağı çıkar, kızlar şarkı söyler.

biz, sessizliğini çizmemek için ses etmeyiz. konuş dersen konuşur, otur dersen otururuz. büzülünce büzülür, süzülünce süzülür.. eller, şak şak şak! ayaklar, rap rap rap!

yani biz, dünyadaki diğer her şey gibi değil, senden bir parça olan biz.

ya!

24 Ekim 2010 Pazar

sakin

telefon çaldığında nasıl telaş yaptım bir bilseniz. sabahın dokuzbuçuğunda çalan telefon kalbimi sökecekti. açmamayı düşündüm. yalvardım açana kadar.

böyle ansızın gelen çırpınışlarım, ihtiyarlıktan.

18 Ekim 2010 Pazartesi

sevinç göstergesi

bir hafta kadar önce, üsküdar'ın antikacılarının olduğu mecrada üsküdar'da bildiğim en kapsamlı sahaf dükkanının önünde acelem de olduğu halde 87 yaşındaki bir amcayla uzun bir sohbet yapmıştım.

sahafın tezgahına bakarken bir hikaye kitabı buldum. kerr u ferli yazarlarımızın çocuklar için yazdığı hikayeleri içeren bir derleme. iş bankası yayınlarından çıkmış ama aslında bu ayrıntılara gerek yok, biliyorum. gevezeliğim üstümde. işte amca ile coğrafyalardan, romanlardan, kitaplardan, insanlardan, yaştan, yaşamın özünden, ve saireden bahsederken elimde bu kitap vardı. onu alacaktım almasına da bir kitap 3 iki kitap 5 liraydı. almayı isteyeceğim ikinci bir kitap aradım çarçabuk gözlerimle, amca ile vedalaştıktan sonra. işte bu kitabı buldum.
yeni aldığım her şey gibi ona da bir süre tanıdım evin atmosferine alışması için. ben de o yeni şeyin varlığını kabullendim içimde. yani ki bir hafta kadar kitaplıkta, kitapların üstünde eğreti bir yerde bekledi.

geçen gün bir mahzuniyet vardı üstümde. sebebini üç aşağı beş yukarı biliyordum ya yapacak bir şeyim yoktu. herhangi birine söylesem, sanırım onun da yapacağı bir şey olmazdı. "dünyada katillerin var olması" gibi bir meseleydi hemen hemen. değil tabii, ama onun gibi üzülünen ama değiştirilemeyen bir şey.

oturmuş kuzu kuzu acımı çekerken, kitaplıktaki kitaplara ilişti gözüm. gidip aslında aldığım günden beri içindekileri merak ettiğim karikatür albümünü aldım, karıştırmaya başladım. öyle eğlenceli esprilerle karşılaştım ki finalden bir durak önce şöyle diyordum kendime 'iyi ki son anda bu kitabı almışsın. ne iyi oldu, tam da şimdi.'

o ruh halimi silip oturduğum yerden kahkahalar attıran bir kitapla nasıl da neşelendiğimi gören oğlum yanıma gelip salça olmaya başladı. 'onu da bana mı aldın? benim kitabımı mı okuyorsun?' hayır, dedim. 'o benim. ama istersen okuyabilirsin.' o, okuyacağını söylerken ben de kitabı karıştırmaya devam ediyordum.

evet, hep öyle yapıyorum, sondan başa doğru tarıyorum kitapları.
işte o son noktada, yani kitabın ilk sayfasında, yüzüm gülse de içimde kalan eziklikle yaşamaya devam ederken şununla karşılaştım:
içimdeki hüzün kazınarak çıkarıldı bir anda ve hiç acımadı :)