3 Kasım 2011 Perşembe

bir kitap

mesele douglas adams olunca iyi yazayım istediğimden 10 gündür filan erteliyorum bu kaydı. artık unutma kaygısı içimi bürüdü, iyi kötü yazayım bari. douglas adams çok dahi bir insan. okumalara doyamadığım, cümleleri aklıma geldikçe olur olmaz sırıtakaldığım birisi (hatırlayamayanlar için otostopçunun galaksi rehberi ipucunu vereyim; o nasıl olur douglas adams nasıl hatırlanmaz diyenlere de buradan en samimi hürmetlerimi, küçüklerse gözlerinden büyüklerse ellerinden öperek sunarım) şu anda the long dark teatime of the soul'u okuyorum. ama burada bahsetmek istediğim kitabı john lloyd diye bir adamla birlikte yazdığı the deeper meaning of liff. bu bir sözlük. aslında var olmayan ama olsa çok iyi olacak kelimeler sözlüğü. harika bir fikir.kütüphanemde bulunmasını delice arzu ettiğim bir parça. şimdilik kindle'a indirdiğim trial versiyonla idare ediyorum.
kitap ilk önce 1983'te the meaning of liff şeklinde yayınlanmış, 1990'da genişlemiş versiyonunun başlığına deeper ibaresi eklenmiş. yukarıdaki bilgileri bana sağlayan google'a bakarsak türkçe tercümesinin ise halen namevcut olduğunu görüyoruz. son olarak sözlükteki en sevdiğim kelimeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

abalemma: the agonizing situation in which there is only one possible decision but you still can't take it.
(ortada verilebilecek tek bir karar olduğu halde o kararı bir türlü verememenin ıstırabı)*

*Ç.N.: doğru düzgün çeviremedim, affola.

bu polo ne kadar berbat bi sigara ya

hiç bitmeyen mesai

ben de istiyorum akşam eve geleyim. hanım sofrayı kursun. üstüne bi çay demlesin.
vahşi değil hür

babam kapkaççılar çalmasın diye iç cebine dikmişti beni
kim çıkarıp “hep aynı gün” isimli konserve kutusuna koydu
gözlerimdeki siren seslerini hangi ilaç tedavi etti
halbuki ben otuzumdan önce
dünyanın üzerine sprey boyayla “isyan” yazacaktım
babam şahittir, yerçekimini ayaklarımdan kazımıştım
babam şahittir, paraşütle bir şiirin içine atlayıp
sustalıyla girişmiştim kelimelere
sonra bir şey oldu
kırışık giderici kremleri hayatıma sürüp
dümdüz bir yaşamı sımsıkı giydirdiler
ehliyet kemerleriyle boğmaya çalıştılar beni
bağırdım
ocağın altını kısar gibi sesime dokundular
bağırdım
dudaklarımdan küfürleri kerpetenle çektiler
işkence izlerime bak: taksitler ve krem rengi koltuk takımı
savaşta bir erin yazdığı mektubu
öğrencilerine kötü gramer örneği olarak okutan öğretmenle
aynı artık fikirlerim
halbuki babam şahittir
eskiden bir dikişte hürriyettim

1 Kasım 2011 Salı

16 Ekim 2011 Pazar


ashab-ı kehfin resimleri de bitti. nedense hep resimler yazılardan güzel oluyor

7 Ekim 2011 Cuma

bizim beşiktaştaki ev sobalıydı. salon kapalı dururdu, orayı ısıtmazdık. "ön taraf soğuk yer" derdik salona. arka tarafta sıcak sıcak otururduk. ben pek oturmazdım. hala da yapamıyorum. şimdiki evimiz de akşamları serin oluyor, elektrikli radyatör yakıyoruz. salonla mutfağın olduğu kısmı kapatıyorum. oradan aklıma geldi. ebru hep kitap okurdu çocukken. ahmet uslu uslu oynardı. düşünce filan hiç ağlamazdı. tosun gibi bişeydi. o ikisinin gözlükleri vardı, benim yoktu. annem yatmadan önce sütlü kakao yapardı, şıkır şıkır koridordan karıştıra karıştıra gelirdi. kar yağınca yıldız parkına kaymaya giderdik. çöp torbalarıyla kayardık, kızağımız yoktu. dönüşte saray pastanesinde sahlep içerdik bazen. balkondan tanıştığımız komşularımız vardı, elifler. elifin cemlekerem diye iki tane erkek kardeşi vardı annesi onları kız olsun istemiş, olmayınca saçlarını uzatmış örmüş filan küçükken, resimlerini görmüştüm.

4 Ekim 2011 Salı

appear online to everyone

bugün günlerden salı. bişeyi beceremeyince hiç şaşırmıyorum. ben nasıl oldu da bunu yapamadım diye bir soru aklıma gelmiyor. becerebildiğim şeylere ise şüpheyle yaklaşıyorum.
yarın günlerden çarşamba. pek bi hareket olmaz. öbür gün perşembe, hareketten benim nasibim pek olmaz. sonra günlerden cuma i'm in love. the cure ya rabbi, where is it? sapıttım gidiiyoorum bahtımın rüzgaarı..