26 Ekim 2010 Salı

fena halde paylaşmak

(cebimde bir sürü şiir birikti, bazen onları bloğa salsam, dolaşsalar, olur di mi)

sobanın üzerinde eriyor başarısız polis
arabanın torpido gözünde saklıyor askerde yediği dayağı
hakem düdüğü çalınca televizyonun camını kırıp stada atlayan
dört oğlu var

paraşütle iniyor salona misafirler
çay bardaklarının içine sıkıştırıyor karısı onları
telefon çalıyor: “üç sene önceden arıyorlar baba” , “yok de”
masrafları kısıp bir türkü almak istiyor ne zamandır
halıya bir sürü kavga dökülmüş elektrik süpürgesini açıyor
başarısız polisin yüzüyle arası beş dakika
yürüyerek gidiyor
 birsen tezer - aşk bu değil - 

kısa

hayat kısa
kuşlar uçuyor

25 Ekim 2010 Pazartesi

ağzın bal yesin hakan abi!

az önce yenişafak'ta kendisiyle yapılmış röportajı okurken hakan albayrak'a olan saygım ve muhabbetim daha da arttı. kendisine fethullah gülen hocaefendi ve cemaatle ilgili eleştiri yaparken "çok radikal" şeyler söylemiyor oluşunun, uslubunu yumuşatmasının nedeni sorulduğunda cevabına şöyle başlamış:

"-seviyorum."

ümmete böyle kalp lazım. cevabın gerisini okumadım bile. severek başlayınca sonunun nereye gideceği belli..

israile duymadığı kini fethullah hoca cemaatine duyan adamlar var. burada hatalı bulmaktan, kınamaktan, düzelmesini istemekten filan söz etmiyorum. nefret ediyor adam yahu. biz birbirimize "öteki" çekerken birileri cümlemize giydiriyor.
Allah bize merhamet eylesin; birbirimize karşı her şart altında muhabbetimizi daim ziyade etsin. hiçbir zaman kardeşlik yakınlığı duymadığı müslüman gruplara, en ufak bir hatalarını gördüğünde savaş açanlardan olmayalım inşallah.

yazının devamını okumak üzere blogger'dan çıkıp yenişafak'a geri döneyim şimdi.

24 Ekim 2010 Pazar

sakin

telefon çaldığında nasıl telaş yaptım bir bilseniz. sabahın dokuzbuçuğunda çalan telefon kalbimi sökecekti. açmamayı düşündüm. yalvardım açana kadar.

böyle ansızın gelen çırpınışlarım, ihtiyarlıktan.

22 Ekim 2010 Cuma

korktuğumda
yıldırımın vidalarını gevşetip gökten söken Rabbim
günlerin içindeki mayınları – ben yaşamadan- fünyeyle patlatan Rabbim
yine düşüyorum
bir kutu uyku hapına benzedi yine yaşamım
evdeki saksılarda yine plastik çiçekler büyümeye başladı
beni yırtar mısın yine kendimden
bir sürü kez yırtmıştın hani
bir sürü kez
bavulumun içindeki çamurlu günlerle kapına gelince gülümsemiştin

21 Ekim 2010 Perşembe

Aliya

aliya'nın yıldönümü. bu seneye kadar Aliya benim için kahramandı. yazın piyangodan çıkar gibi bosnaya bir etkinlik vesiylesiyle gitme imkanım oldu. Aliya orada canıma okudu. ellerine sağlık...
bir insan ne kadar sevilebilir? bir lider nasıl sevilir demiyorum, bir insan ne kadar sevilir diyorum. onun cephe arkadaşlarını dinlemeliydiniz.. dehşetti.
bizim gurupta mavi marmara gemisinden de üç kişi vardı. bunlardan biri aynı zamanda aliyanın cephe arkadaşı bir türk doktor. " Onu çok özlüyorum" cümlesini söylediğinde - söyleme şeklindeki yara bereden- masada kimse uzun zaman ses çıkaramamıştı. mezarının başında elini kalbine götürmüş bir asker bekliyor şimdi. vasiyet ettiği gibi şehitlerinin arasında yatıyor.
en güzelinden bir fatiha. savaşta el yapımı bir keleşle düşmanın ortasına atlayan on yedi yaşındaki bir çocuğun dudaklarındakine benzeyen bir fatiha...