2 Haziran 2008 Pazartesi

nelan öyle zenci mi olur


ben buraların zencisiyim. rengim kararsız koyu kırmızı ya da magenta -özür dilerim . rahat et senin sokakların bunlar. sen dizdin otaşları oraya. ben yanlarından geçip giderim. istersen başkalarının zencisi olayım. girdiği kabın şeklini alamayana zaten: katı. rahat et sen senin şekillerin bunlar.

yok o resimdeki ben değilim, hale. burası da orası değil zaten. orası poyraz.

Bilye yavaş yavaş yuvarlandı bana doğru, bir olay gibi. İçinde renk renk ırmaklar akıyordu, dipdiri. Yaz içindeydi bilyenin. M.duras-

seviyorum bu hatunu

Akıl gibi bir şey delilikte. Açıklanmıyor. Tıpkı akıl gibi. Geliyor, iyice sarıyor seni, ozaman anlıyorsun. ama geçip gidince de bir türlü anlayamıyorsun ne olduğunu- Marguerita Duras

ferit feryad



farid farjad. yani; ferit feryad. 1938 yılında doğmuş. tahran'da. gidip elini öpmek istiyorum.

an roozha (ters lale) ismini taşıyan 4 albümü var. yani an roozha 1, an roozha 2 diye gidiyor isimleri. bir de golha orkestrasıyla beraber bir albümü daha var. bendeyse 19 eseri mevcut. ayşe, bunları senin muhakkak dinlemen gerek. evinden hiç çıkmadan uzun yolculuklara çıkman için.

hakkında hemen herkes hüznü konuşuyor.evet çok hüzünlü gelebilir insana. ama bana mutluluk da veriyor. seninle, büyümeye çalışan iki küçük kızken nasıl da birbirimize kenetlenişimizi, hayatımızın zenginliğini bilmeden ama hissederek o zamanlarda ektiğimizi, kendinden başkasını kendinden önce düşünme büyüklüğüne daha o zamanlarda nasıl da eriştiğimizi.. kısacası en başta seni hatırlatıyor, yaptıklarımızı ettiklerimizi.

sonra, hiç bilmediğimiz şehirlere gidiyoruz. hem doğuda hem batıda. hem kalabalık hem sakin olanlarına. dünya üstünde ama dünyada değilmiş gibi duran şehirlere gitmiyormuş gibi yapıp aslında gidiyoruz. bunu yapıyoruz.

ayrıca: bir insana ismi bu kadar mı yakışır? erkeğin feryadı..

1 Haziran 2008 Pazar

şerefe

bugün ingilizce kursundaki kızlarla dışarıda çay içtik. herkes hayatını sağa sola çekiştirdi, kustu, süsledi, renklerini gösterdi. Kızlar hiç gıcırdamayalım. manyak güzel bir hayat yaşıyoruz. diğerleriyle dıştan aynı ama içerden nasıl da killerle topraklarla ovula ovula yıkanmış bir yaşamımız var. yaşamımızda, bir şey beceremeyişimizde, kendimizden memnun olmayışımızda, kocalarımızdan beklentilerimizde, ettiğimiz küfürlerde, çok sıkı bir derinlik var. inanın. bir kere birbirimizi sevme şeklimiz nasıl da bu dünya şartlarına göre" saçma". kimin böyle bir saçması var. Alev alatlı belki hatırlarsınız gittiğimiz ropda şey demişti. afrikalı çocuklar çukulata istemez, çünkü tadını bilmiyorlar. etraf çukulata tatmamışlarla dolu. halbuki biz boğazımız yansa da - zaten yandığı için- ne güzel de yiyoruz. oh be, şerefe

yapmadım

babamın terasından bir panaromik istanbul fotoğrafı çekemedim. buraya koyamadım. aylardır doya doya ağlayamadım. muzsuzluktan kafamı duvarlara vuramadım. mutluluğa doyamadım. evimin tamamını hiç toplayamadım. pazardan aldığım sebzeleri yemek yapamadım. aldığım kitabı okuyamadım. okuduklarımı aklımda tutamadım. her zaman sakin olamadım. hep sinirli kalamadım. kendi kendimin kararını veremedim. beni sürükleyen rüzgara karşı koyamadım. hiç rüzgara karşı işeyemedim. adam olamadım. kadın kalamadım.