13 Şubat 2008 Çarşamba

un helvası

un helvasını tutturmayı öğrenmek için çok fazla tecrübe gerekiyor. haftada bir un helvası yaparak kendimi bu alanda geliştirmeye karar verdim. annanemin yaptığı un helvalarının namı "cennet çamuru"na çıkmıştı. neden ben de o kadar başarılı olmayayım? yeterli azim olduktan sonra insanoğlunun başaramayacağı şeyler çok azdır. ama mesela ne kadar azmedersem azmedeyim baba olamam. o tamamen ayrı bir mesele.

ahmet kaya sahiden ödü mü?

12 Şubat 2008 Salı

şunu bilelim:

ne kadar çok analiz yaparsak o kadar az anlarız.

şöyle bir konuşma:

Ayşe: zevk sahibi bir kadınım ben. i've got a good taste. bu yüzden seninle evlendim.
Osman: biliyorum hayatım, ben de o yüzden seninle evlendim.
Ayşe: aynı sebeep hmmm...
Osman: same reasoon...

okuduğumuzu anlayalım:
1-Ayşe kendini beğenmiştir veya nihayet yeniden kendini beğenebilmeye başlamıştır.
2-Osman Ayşe'nin kendini beğenmişliğine rağmen onunle evlenebilecek kadar onu beğenmektedir ya da bir zamanlar beğenmişliği vardır.
2-Ayşe ve Osman cnbc-e etkisi ile iyice manyaklaşmış birbirleriyle konuşurken araya ingilizce laflar sokmaya başlamışlardır. iğrençtirler. ama uyumlu bir iğrençlik sergileyen bir çift oluşlarıyla çok dikkat çekmemektedirler.

9 Şubat 2008 Cumartesi

zihnimin tembelliği, bi dur lütfen

zihnim eskiden olduğu gibi dinç değil. bu haliyle beni pek yormuyor. zaman zaman şikayet etsem de aslında hoşnutsuz sayılmam durumumdan.
aylardan sonra ilk defa o buğusuz, açık zihne yeniden kavuşmak istiyorum şimdi. hiç olmazsa bir kaç saat için. okuduğum kitabı anlatabilmek istiyorum. Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı'nın neden bu kadar nefis bir kitap olduğunu bir yerlere yazabilmek istiyorum.
Vladimir Nabokov, seni çok büyük bir saygıyla anıyorum. Bir dakika saygı duruşuna davet ediyorum herkesi :P

gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar...

bazen popülerleşiyorum. kozmik anlamda.

8 Şubat 2008 Cuma

doktora gittim

bir sürü tahlil de oldum. hastalığımın önceki zamanlardan çok daha ilerlemiş olduğunu öğrendim. haftada içmem gereken draje sayısı 26'dan 50'ye çıktı. o kadar çok ilacı içince midem bulanıyor, başım dönüyor. bi de canım sıkılıyor.

ama bu sefer daha dikkatli olmaya gayret edicem. sonra çok üzülüyor herkes. hastalık da ben ona bakmadığım anlarda koşup hızla ilerliyor.

en az altı ay daha hamile kalmamalıymışım bi de.

böyleyken böyle.

4 Şubat 2008 Pazartesi

bişey söyliycem

kendimle dalga geçmek ve herkesin önünde aşağılamak durumunu biraz abarttım. bundan sapıkça bir zevk alıyorum sanırım.

geçen gece ahmet hasta oldu. sabahleyin mustafa onu doktora götürürken ben cumartesi olduğu için derse gittim. sonra birileri sağolsunlar bizi arabayla bıraktı. arabadayken şu cümleleri kurdum: "insan hem aptal hem de bilgisiz olunca böyle oluyor işte. ben hiç boğaz ağrısı çekmedim. tuttum çocuğa zorla buzdolabından yeni çıkmış tatlı yedirdim. işte gece ateşlendi, 40'ın üstüne çıktı ateşi... mustafa da bana söylemişti, soğuk yedirmeyelim demişti."

burada bıraktım mevzuyu. ahmetin hastalığının virüs kaynaklı olduğunu söylemedim. yedirdiğim tatlıyı o gün doğru dürüst bir şey yemeyen oğluma biraz enerji olsun diye yedirdiğimi söylemedim. en önemlisi, sabaha kadar başında beklediğim oğlumun sabahleyin artık ateşinin olmadığını hastaneye babasıyla beraber gitmesinin yanlarında benim de olmamdan bir farkı olmayacağını söylemedim.

sonra düşündüm, insanlara haksızlık ettim. hakkımda özensiz, sorumsuz, sevgisiz biri olduğumu düşünmeleri için yaptıklarım geldi aklıma. pek doğru bulmadım davranışlarımı.

ama öyle sıkıldım ki insanların kendilerinin biricikliğini öne sürüp durmalarından, herkes hata yapar ben yapmam davranışlarından, bir şey yaptıysam elbette sebebi var, ne mükemmelim bir bilseniz durumlarından.. öyle değil.

"öyle olsa dünya böyle olmazdı. hepiniz hemen hemen benim kadar düşe kalka yaşıyorsunuz. aptalca şeyler yapıyorsunuz." demek istiyorum burdan bütün dünyaya.