Ayşe: zevk sahibi bir kadınım ben. i've got a good taste. bu yüzden seninle evlendim.
Osman: biliyorum hayatım, ben de o yüzden seninle evlendim.
Ayşe: aynı sebeep hmmm...
Osman: same reasoon...
okuduğumuzu anlayalım:
1-Ayşe kendini beğenmiştir veya nihayet yeniden kendini beğenebilmeye başlamıştır.
2-Osman Ayşe'nin kendini beğenmişliğine rağmen onunle evlenebilecek kadar onu beğenmektedir ya da bir zamanlar beğenmişliği vardır.
2-Ayşe ve Osman cnbc-e etkisi ile iyice manyaklaşmış birbirleriyle konuşurken araya ingilizce laflar sokmaya başlamışlardır. iğrençtirler. ama uyumlu bir iğrençlik sergileyen bir çift oluşlarıyla çok dikkat çekmemektedirler.
12 Şubat 2008 Salı
9 Şubat 2008 Cumartesi
zihnimin tembelliği, bi dur lütfen
zihnim eskiden olduğu gibi dinç değil. bu haliyle beni pek yormuyor. zaman zaman şikayet etsem de aslında hoşnutsuz sayılmam durumumdan.
aylardan sonra ilk defa o buğusuz, açık zihne yeniden kavuşmak istiyorum şimdi. hiç olmazsa bir kaç saat için. okuduğum kitabı anlatabilmek istiyorum. Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı'nın neden bu kadar nefis bir kitap olduğunu bir yerlere yazabilmek istiyorum.
Vladimir Nabokov, seni çok büyük bir saygıyla anıyorum. Bir dakika saygı duruşuna davet ediyorum herkesi :P
aylardan sonra ilk defa o buğusuz, açık zihne yeniden kavuşmak istiyorum şimdi. hiç olmazsa bir kaç saat için. okuduğum kitabı anlatabilmek istiyorum. Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı'nın neden bu kadar nefis bir kitap olduğunu bir yerlere yazabilmek istiyorum.
Vladimir Nabokov, seni çok büyük bir saygıyla anıyorum. Bir dakika saygı duruşuna davet ediyorum herkesi :P
8 Şubat 2008 Cuma
doktora gittim
bir sürü tahlil de oldum. hastalığımın önceki zamanlardan çok daha ilerlemiş olduğunu öğrendim. haftada içmem gereken draje sayısı 26'dan 50'ye çıktı. o kadar çok ilacı içince midem bulanıyor, başım dönüyor. bi de canım sıkılıyor.
ama bu sefer daha dikkatli olmaya gayret edicem. sonra çok üzülüyor herkes. hastalık da ben ona bakmadığım anlarda koşup hızla ilerliyor.
en az altı ay daha hamile kalmamalıymışım bi de.
böyleyken böyle.
ama bu sefer daha dikkatli olmaya gayret edicem. sonra çok üzülüyor herkes. hastalık da ben ona bakmadığım anlarda koşup hızla ilerliyor.
en az altı ay daha hamile kalmamalıymışım bi de.
böyleyken böyle.
4 Şubat 2008 Pazartesi
bişey söyliycem
kendimle dalga geçmek ve herkesin önünde aşağılamak durumunu biraz abarttım. bundan sapıkça bir zevk alıyorum sanırım.
geçen gece ahmet hasta oldu. sabahleyin mustafa onu doktora götürürken ben cumartesi olduğu için derse gittim. sonra birileri sağolsunlar bizi arabayla bıraktı. arabadayken şu cümleleri kurdum: "insan hem aptal hem de bilgisiz olunca böyle oluyor işte. ben hiç boğaz ağrısı çekmedim. tuttum çocuğa zorla buzdolabından yeni çıkmış tatlı yedirdim. işte gece ateşlendi, 40'ın üstüne çıktı ateşi... mustafa da bana söylemişti, soğuk yedirmeyelim demişti."
burada bıraktım mevzuyu. ahmetin hastalığının virüs kaynaklı olduğunu söylemedim. yedirdiğim tatlıyı o gün doğru dürüst bir şey yemeyen oğluma biraz enerji olsun diye yedirdiğimi söylemedim. en önemlisi, sabaha kadar başında beklediğim oğlumun sabahleyin artık ateşinin olmadığını hastaneye babasıyla beraber gitmesinin yanlarında benim de olmamdan bir farkı olmayacağını söylemedim.
sonra düşündüm, insanlara haksızlık ettim. hakkımda özensiz, sorumsuz, sevgisiz biri olduğumu düşünmeleri için yaptıklarım geldi aklıma. pek doğru bulmadım davranışlarımı.
ama öyle sıkıldım ki insanların kendilerinin biricikliğini öne sürüp durmalarından, herkes hata yapar ben yapmam davranışlarından, bir şey yaptıysam elbette sebebi var, ne mükemmelim bir bilseniz durumlarından.. öyle değil.
"öyle olsa dünya böyle olmazdı. hepiniz hemen hemen benim kadar düşe kalka yaşıyorsunuz. aptalca şeyler yapıyorsunuz." demek istiyorum burdan bütün dünyaya.
geçen gece ahmet hasta oldu. sabahleyin mustafa onu doktora götürürken ben cumartesi olduğu için derse gittim. sonra birileri sağolsunlar bizi arabayla bıraktı. arabadayken şu cümleleri kurdum: "insan hem aptal hem de bilgisiz olunca böyle oluyor işte. ben hiç boğaz ağrısı çekmedim. tuttum çocuğa zorla buzdolabından yeni çıkmış tatlı yedirdim. işte gece ateşlendi, 40'ın üstüne çıktı ateşi... mustafa da bana söylemişti, soğuk yedirmeyelim demişti."
burada bıraktım mevzuyu. ahmetin hastalığının virüs kaynaklı olduğunu söylemedim. yedirdiğim tatlıyı o gün doğru dürüst bir şey yemeyen oğluma biraz enerji olsun diye yedirdiğimi söylemedim. en önemlisi, sabaha kadar başında beklediğim oğlumun sabahleyin artık ateşinin olmadığını hastaneye babasıyla beraber gitmesinin yanlarında benim de olmamdan bir farkı olmayacağını söylemedim.
sonra düşündüm, insanlara haksızlık ettim. hakkımda özensiz, sorumsuz, sevgisiz biri olduğumu düşünmeleri için yaptıklarım geldi aklıma. pek doğru bulmadım davranışlarımı.
ama öyle sıkıldım ki insanların kendilerinin biricikliğini öne sürüp durmalarından, herkes hata yapar ben yapmam davranışlarından, bir şey yaptıysam elbette sebebi var, ne mükemmelim bir bilseniz durumlarından.. öyle değil.
"öyle olsa dünya böyle olmazdı. hepiniz hemen hemen benim kadar düşe kalka yaşıyorsunuz. aptalca şeyler yapıyorsunuz." demek istiyorum burdan bütün dünyaya.
ıssız bir adaya düşsem yanıma üç tane Jack Sparrow alırım*
Issız bir adada yalnız kaldıkları gecenin sabahında, bulundukları yeri belli etmek için bütün rom'u yakan Elizabeth ile kaptan Jack Sparrow arasında geçen diyalogdur:
J.S.: no. not good. stop. not good. what are you doing? you've burned all the food, the shade, the rum. (burada kaptan romun yanmakta olduğunu görüp panik yaşıyor, eli ayağı birbirine dolaşıyor tabir caizse)
E.: yes, the rum is gone. (içkilerin tamamını yaktığını itiraf eden E.)
J.S.: why is the rum gone? (rom niye gitti?)
E.: one, because it is a vile drink that turns even the most respectable men into complete scoundrels. two, that signal is over a thousand feet high. the entire royal navy is out looking for me; do you really think that there is even the slightest chance that they won't see it? (makul gerekçelerin "bıdı bıdı bıdı" şeklinde ardarda sıralanması)
J.S.: but why is the rum gone? (işte efsanevi replik: iyi de, rom niye gitti?!!!)
Benim için bu diyalogda sıradan bir güldürüden fazlası var. Çok kıymetli bir şeyi yitidiğimizde gerekçeler anlaşılmaz oluyor ne kadar akla uygun olsalar da. Sebepler bulanıklaşıyor. Sadece kaybedilenin hayalet imajı -artı- onun yokluğundan doğan boşluğun (fena halde açlık çekildiğinde miğdedeki kazınmaya benzeyen) ağrısı kalıyor. Anlamıyorum. Anlayamıyorum neden aşk bitiyor.
*Başlık konuyla alakasız oldu. onun da farkındayım. sıvış sıvış sıvış...
J.S.: no. not good. stop. not good. what are you doing? you've burned all the food, the shade, the rum. (burada kaptan romun yanmakta olduğunu görüp panik yaşıyor, eli ayağı birbirine dolaşıyor tabir caizse)
E.: yes, the rum is gone. (içkilerin tamamını yaktığını itiraf eden E.)
J.S.: why is the rum gone? (rom niye gitti?)
E.: one, because it is a vile drink that turns even the most respectable men into complete scoundrels. two, that signal is over a thousand feet high. the entire royal navy is out looking for me; do you really think that there is even the slightest chance that they won't see it? (makul gerekçelerin "bıdı bıdı bıdı" şeklinde ardarda sıralanması)
J.S.: but why is the rum gone? (işte efsanevi replik: iyi de, rom niye gitti?!!!)
Benim için bu diyalogda sıradan bir güldürüden fazlası var. Çok kıymetli bir şeyi yitidiğimizde gerekçeler anlaşılmaz oluyor ne kadar akla uygun olsalar da. Sebepler bulanıklaşıyor. Sadece kaybedilenin hayalet imajı -artı- onun yokluğundan doğan boşluğun (fena halde açlık çekildiğinde miğdedeki kazınmaya benzeyen) ağrısı kalıyor. Anlamıyorum. Anlayamıyorum neden aşk bitiyor.
*Başlık konuyla alakasız oldu. onun da farkındayım. sıvış sıvış sıvış...
dehliz
allah için buğz ettiğini sanıyorsun. meğer öteki senin gibi düşünmediği, yaşamadığı için buğz ediyormuşsun. bencillikten başka birşey değilmiş.
günaha girdiğin için üzüldüğünü sanıyorsun. meğer kendi seçtiğin gibi yaşayamamanın huzursuzluğuymuş duyduğun. enaniyetmiş.
rehbersiz zor yollar...
günaha girdiğin için üzüldüğünü sanıyorsun. meğer kendi seçtiğin gibi yaşayamamanın huzursuzluğuymuş duyduğun. enaniyetmiş.
rehbersiz zor yollar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)