Issız bir adada yalnız kaldıkları gecenin sabahında, bulundukları yeri belli etmek için bütün rom'u yakan Elizabeth ile kaptan Jack Sparrow arasında geçen diyalogdur:
J.S.: no. not good. stop. not good. what are you doing? you've burned all the food, the shade, the rum. (burada kaptan romun yanmakta olduğunu görüp panik yaşıyor, eli ayağı birbirine dolaşıyor tabir caizse)
E.: yes, the rum is gone. (içkilerin tamamını yaktığını itiraf eden E.)
J.S.: why is the rum gone? (rom niye gitti?)
E.: one, because it is a vile drink that turns even the most respectable men into complete scoundrels. two, that signal is over a thousand feet high. the entire royal navy is out looking for me; do you really think that there is even the slightest chance that they won't see it? (makul gerekçelerin "bıdı bıdı bıdı" şeklinde ardarda sıralanması)
J.S.: but why is the rum gone? (işte efsanevi replik: iyi de, rom niye gitti?!!!)
Benim için bu diyalogda sıradan bir güldürüden fazlası var. Çok kıymetli bir şeyi yitidiğimizde gerekçeler anlaşılmaz oluyor ne kadar akla uygun olsalar da. Sebepler bulanıklaşıyor. Sadece kaybedilenin hayalet imajı -artı- onun yokluğundan doğan boşluğun (fena halde açlık çekildiğinde miğdedeki kazınmaya benzeyen) ağrısı kalıyor. Anlamıyorum. Anlayamıyorum neden aşk bitiyor.
*Başlık konuyla alakasız oldu. onun da farkındayım. sıvış sıvış sıvış...
4 Şubat 2008 Pazartesi
dehliz
allah için buğz ettiğini sanıyorsun. meğer öteki senin gibi düşünmediği, yaşamadığı için buğz ediyormuşsun. bencillikten başka birşey değilmiş.
günaha girdiğin için üzüldüğünü sanıyorsun. meğer kendi seçtiğin gibi yaşayamamanın huzursuzluğuymuş duyduğun. enaniyetmiş.
rehbersiz zor yollar...
günaha girdiğin için üzüldüğünü sanıyorsun. meğer kendi seçtiğin gibi yaşayamamanın huzursuzluğuymuş duyduğun. enaniyetmiş.
rehbersiz zor yollar...
27 Ocak 2008 Pazar
kalbim
kalbimi hissediyorum. şurda atıyor. derin bir nefes aldığımda çektiğim hava gidip ona çarpıyor. birden heyecanlanıp "hii!" diyecek olsam onu yutacak gibi oluyorum. göğsüm titriyor atışından.
onu öyle çok seviyorum ki kalbim başka bir şeymiş gibi ayrılıyor benden. büyüyor. ben onu taşımıyorum da o beni sürüklüyor peşinden.
sevmek nasıl bir şey..
onu öyle çok seviyorum ki en azından beşeri aşktan bihaber olmayan biri olarak bu duygunun onun üstünde olduğunu korkmadan söyleyebilirim.
diyor ki, muhabbet yukarıdan aşağıyadır. bütün sevgiler böyledir. mertebesi yüksek olan sevmeden küçük olan sevemez.
bu bilgi öyle mutlu ediyor ki beni. sevgimi hissettikçe daha da çok sevildiğimi biliyorum hem de.
hem de o, beni hemen herkesten farklı olarak bütün kusurlarımı, noksanlarımı, süfli hallerimi bilerek seviyor. hal-hareketlerimi ölçüp tartmıyor. yaptıklarımla onu şaşırtamam. zaten biliyor bütün potansiyelimi. o, beni benden çok daha iyi tanıyor. o beni benden çok düşünüyor. o benim sahibim. onun olmak öyle bir şey ki, bir şey buyursa da yapsam diye gözünün içine bakmak... benden ötürü bir mutlulukla gözünün parladığını görmek, bu dünyada hiçbir şeyle değiştiremeyeceğim değerde, kıymetli.
anlatmakla bitiremiyorum. anlatmakla bitiremiyorum.
onu öyle çok seviyorum ki kalbim başka bir şeymiş gibi ayrılıyor benden. büyüyor. ben onu taşımıyorum da o beni sürüklüyor peşinden.
sevmek nasıl bir şey..
onu öyle çok seviyorum ki en azından beşeri aşktan bihaber olmayan biri olarak bu duygunun onun üstünde olduğunu korkmadan söyleyebilirim.
diyor ki, muhabbet yukarıdan aşağıyadır. bütün sevgiler böyledir. mertebesi yüksek olan sevmeden küçük olan sevemez.
bu bilgi öyle mutlu ediyor ki beni. sevgimi hissettikçe daha da çok sevildiğimi biliyorum hem de.
hem de o, beni hemen herkesten farklı olarak bütün kusurlarımı, noksanlarımı, süfli hallerimi bilerek seviyor. hal-hareketlerimi ölçüp tartmıyor. yaptıklarımla onu şaşırtamam. zaten biliyor bütün potansiyelimi. o, beni benden çok daha iyi tanıyor. o beni benden çok düşünüyor. o benim sahibim. onun olmak öyle bir şey ki, bir şey buyursa da yapsam diye gözünün içine bakmak... benden ötürü bir mutlulukla gözünün parladığını görmek, bu dünyada hiçbir şeyle değiştiremeyeceğim değerde, kıymetli.
anlatmakla bitiremiyorum. anlatmakla bitiremiyorum.
24 Ocak 2008 Perşembe
kierkegaard sevgilim
evlenirsen pişman olursun, evlenmezsen pişman olursun.
evlen ya da evlenme pişman olursun
ister evlen, ister evlenme pişman olursun
diyen merhum beyefendiyi saygı ile anıyorum. zaman onun haklılığının altını çizdi kırmızı kalemle.
herşeye rağmen regine'den şanslı sayıyorum kendimi. çünkü evlenmeme durumunda yaşanması muhtemel pişmanlık eminim ki şimdikinden daha acılı olurdu. ve de ben artık acıdan zevk almıyorum eskisi kadar. cumartesi günü osmana yeniden kavuşacağım inşallah. birlikte kahvaltımızı yaparken sofrada pişmanlıktan çok huzur olacak.
evlen ya da evlenme pişman olursun
ister evlen, ister evlenme pişman olursun
diyen merhum beyefendiyi saygı ile anıyorum. zaman onun haklılığının altını çizdi kırmızı kalemle.
herşeye rağmen regine'den şanslı sayıyorum kendimi. çünkü evlenmeme durumunda yaşanması muhtemel pişmanlık eminim ki şimdikinden daha acılı olurdu. ve de ben artık acıdan zevk almıyorum eskisi kadar. cumartesi günü osmana yeniden kavuşacağım inşallah. birlikte kahvaltımızı yaparken sofrada pişmanlıktan çok huzur olacak.
15 Ocak 2008 Salı
havale
-kocam dönünce kendimi ona yabancı hissetmekten korkuyorum doktor. yalnız dikkatinizi çekerim, onu kendime yabancı hissetmek demiyorum.
-endişeleriniz yersiz. kısa süre içinde alışırsınız. sonuçta beraber geçirdiğiniz yıllarınız var. eşiniz o sizin. biraz da saçmalıyorsunuz gibi geldi bana.
-ama daha önce oldu bu. amerikadan döndüğü zaman tanıyamamıştım onu. yani ruhsal olarak böyle bir soğukluk hissetmiştim kendisine. ikimiz de bunalıma girmiştik sonra da.
-ama o zaman kocanız değildi sanırım. bu sefer farklı olacaktır. paylaşım alanlarınız daha fazla. çocuklarınız var örneğin.
-hm epey mantıklı konuşuyorsunuz. cümlelerinizi ben yazdığım için kendimle gurur duydum.
-benim için ise talihsiz bir durum bu.
-bunu da ben yazdım.
-çok harika bir insansınız ayşe hanım.
-aferin.
-endişeleriniz yersiz. kısa süre içinde alışırsınız. sonuçta beraber geçirdiğiniz yıllarınız var. eşiniz o sizin. biraz da saçmalıyorsunuz gibi geldi bana.
-ama daha önce oldu bu. amerikadan döndüğü zaman tanıyamamıştım onu. yani ruhsal olarak böyle bir soğukluk hissetmiştim kendisine. ikimiz de bunalıma girmiştik sonra da.
-ama o zaman kocanız değildi sanırım. bu sefer farklı olacaktır. paylaşım alanlarınız daha fazla. çocuklarınız var örneğin.
-hm epey mantıklı konuşuyorsunuz. cümlelerinizi ben yazdığım için kendimle gurur duydum.
-benim için ise talihsiz bir durum bu.
-bunu da ben yazdım.
-çok harika bir insansınız ayşe hanım.
-aferin.
14 Ocak 2008 Pazartesi
hoptrilaylaylom
upsy daisy here i come
i`m the only upsy one
i`m the only daisy too
ipsy upsy daisy doo...
Zehra`ya youtube`den izletirken ben ezberledim. bu şarkıyı söyleyip duruyorum birkaç gündür. çok mutluyuz çook zehrayla ben :)
i`m the only upsy one
i`m the only daisy too
ipsy upsy daisy doo...
Zehra`ya youtube`den izletirken ben ezberledim. bu şarkıyı söyleyip duruyorum birkaç gündür. çok mutluyuz çook zehrayla ben :)
9 Ocak 2008 Çarşamba
ha!? ne, geldik mi??!
iki tane hırka ördüm, bir atkı bir de şapka. kollarım ağrıyor geceleri. bir süre ara vermem lazım.
kar yağdı ama az.
osman geliyor bir hafta filan kaldı.
yalnız çocuğu vardır çocuğu olanın demek istiyorum bi de bu sıralar. sağda solda bunu söylemek geliyor içimden.
kaşlarımı boyattım.
bakalım kahramanımızı bir sonraki bölümde hangi maceralar bekliyor
not the end, not even close!
kar yağdı ama az.
osman geliyor bir hafta filan kaldı.
yalnız çocuğu vardır çocuğu olanın demek istiyorum bi de bu sıralar. sağda solda bunu söylemek geliyor içimden.
kaşlarımı boyattım.
bakalım kahramanımızı bir sonraki bölümde hangi maceralar bekliyor
not the end, not even close!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)